Reklamı Geç
8 saniye kaldı
Turkhaber Gazetesi 1200x300

Gül: Güçlü dış politika evin içinden başlar

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bahçeşehir Üniversitesi “9. Diplomat Okulu” açılışında konuştu. Diplomasinin önemine vurgu yapan Gül, “Demokrasi dediğimde, hukukun üstünlüğü dediğimde evrensel standartlarda almamız lazım. Temel insan hakları, bütün bunların garanti altına alınması bir ülkedeki huzurun birinci şartıdır. Dış politikada da bu böyledir. Dış politikasının güçlü olabilmesi için bir ülkenin önce evinin içinin düzenli olması lazım" dedi.

Gül: Güçlü dış politika evin içinden başlar
  • 08 Kasım 2017, Çarşamba 22:42

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bahçeşehir Üniversitesi “9. Diplomat Okulu” açılışında konuştu. Diplomasinin önemine vurgu yapan Gül, “Demokrasi dediğimde, hukukun üstünlüğü dediğimde evrensel standartlarda almamız lazım. Temel insan hakları, bütün bunların garanti altına alınması bir ülkedeki huzurun birinci şartıdır. Dış politikada da bu böyledir. Dış politikasının güçlü olabilmesi için bir ülkenin önce evinin içinin düzenli olması lazım. Evinin içi düzenli olmayan bir ülkenin çok güçlü bir dış politika güdebilmesi mümkün değildir” dedi. Gül'ün konuşması şöyle:

BİR ÜLKENİN GELECEĞİ TAMAMEN EĞİTİMLE İLGİLİDİR

Bütün siyaset hayatım ve devlet hayatım boyunca eğitime her zaman önem verdim. Şuna kesinlikle inanırım ki bir ülkenin geleceği tamamen eğitimle ilgilidir. Beşeri sermaye diye tarif ettiğimiz, insanlarının vasıflı olmasıyla ilgilidir. İnsanların vasıflı olması yeni nesillerin yetenekli, bilgili, görgülü, vizyonlu olması da tabi ki her kademedeki eğitimin güçlü olmasıyla alakalıdır. Bu bakımdan ta ilkokul öncesinden üniversite sonrasına kadar her aşamasına çok önem veririm. Özellikle Türkiye’de sadece üniversitelerin sayısının çoğalması değil iyi üniversitelerin sayısının çoğalmasını da her zaman takip ve teşvik etmişimdir. Bugün bunlardan biri olan Bahçeşehir Üniversitesi’nde bulunmaktan da gerçekten çok büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sadece Türkiye’de değil Amerika’da, Kanada’da, Avrupa’da kampüslerinin olmasını, buralarda Türk gençliğiyle Dünya gençliğini buluşturmasını, dünyaya açılım sağlayıp dünyada olup bitenleri, demokrasileri ve ekonomileri en gelişmiş ülkelerde neler yapıldığını görme ve onların tecrübelerinden faydalanma açısından da Türkiye’ye çok büyük bir katkı olarak görüyorum. Bu bakımdan hepinizi gerçekten tebrik ederim.

Değerli arkadaşlarım diplomasi okulunun böyle bir üniversitede açılmış olması anlamlı. Hepimiz biliyoruz ki devletlerin birçok sorumlulukları var ama bunların içerisinde çok önemli sorumluluk alanlarından birisi de dış politikalarını yürütmeleri, milli menfaatlerini, çıkarlarını en iyi şekilde korumalarıdır. Bunlar tabi ki hep diplomasiyle olacak şeylerdir. Bugün açılış konuşmasında ben genel olarak sizlere hitap edeceğim ancak burada değerli hocalarınız, değerli büyükelçilerimiz sizlere çok daha geniş şekilde diplomasinin uygulamasını anlatacaklar.

1. DÜNYA SAVAŞI GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ

Tabi bugünlerden bahsederken gerek bugünkü Türkiye, gerek bugünkü dünyaya şöyle bakmadan önce aslında şöyle bir geçmişi hatırlamakta fayda olduğu kanaatindeyim. Onun için bugün sizle geçmişe doğru yüz yıl önceden başlayıp bir tur yapmak istiyorum. Niçin yüz yıl önceden derseniz, içinde yaşadığımız yıllar aslında birçok önemli olayın yüzüncü yıl dönümünü yaşatıyor bize. Bugün dünyaya damgasını vuran birçok olaylar, birçok problemin kaynağı, birçok mesele hep yüzyıl önceye gidiyor. Yüzyıl önce dediğimiz de biliyorsunuz: Birinci Dünya Savaşı. 1914’te başlayıp 1918’de biten ve bütün dünyayı alt üst eden o zamanki bütün dünyanın yapılarını tamamen darmadağın eden çok büyük bir savaş.

Birinci Dünya Harbi’ne gelirken aslında her şey göz göre göre geldi. Halbuki 19. Yüzyıl Avrupa için çok istikrarlı bir yüzyıl olmuştu. Büyük sanayi devrimleri yapılmış, Avrupa’nın şimdi gidip gördüğünüzde hayran kaldığımız şehirlerin bütün imarları hep o dönemde yapılmıştı ve o dönemin devlet adamları, siyasetçileri daha önce Avrupa’yı çok yormuş 1800’lü yılların başlarındaki Napolyon Savaşlarından ders alıp kısmi bir istikrar sağlamışlardı. Ama nihayet Birinci Dünya Savaşı oldu ve biliyorsunuz Almanya, Avusturya-Macaristan ve bizim o dönemki imparatorluğumuz Osmanlı İmparatorluğu kaybedenler tarafında oldu. İngiltere, Fransa, Rusya kazananlar tarafında oldu. İşte bu savaştan sonra ortaya o kadar önemli olaylar çıktı ki bunların acılarını hala yaşıyoruz. Ben 2010 yılında Cumhurbaşkanı olduğum dönemde üniversitelere bir yazı göndererek dedim ki: “Birinci Dünya Harbi’nin 100. Yıl dönümü geliyor.” Dolayısıyla şimdiden ciddi projeler yapın, hazırlıklar yapın, konferanslar düzenleyin. Bu savaşın en önemli tarafı ve kaybedenlerden birisi bizdik. Maalesef 2014-2017 yılları arasında çok az sayıda yayın gördüm, ama yurt dışına gittiğimde kitapçılara girdiğimde özellikle son bir iki sene içinde bütün raflar Birinci Dünya Harbi ile ilgili kitaplarla dolu. Tabi ki hiçbir şey için geç değil. Eminim ki Türkiye’de de birçok çalışma yapılıyor.

BUGÜNKÜ SORUNLARIN TEMELİ ATILDI

Peki o zaman ne oldu derseniz tabi ki bugünkü Orta Doğu dediğimiz Orta Doğu o zaman şekillendi. Büyük mücadeleler verdik. Orta Doğu’nun her şehrinde her köşesinde büyük mücadeleler vere vere çekilerek bugünkü Anadolu’ya gelindi ve yeni devletler ortaya çıktı. Biliyorsunuz ki Orta Doğu’nun paylaşımı o zaman Rusya, Fransa ve İngiltere arasında yapıldı ve Rusya’da 1917 yılında Bolşevik İhtilali olunca kalan iki ülke o bölgeye nizam verdiler. Sykes-Picot Antlaşması olarak da bugün sık sık duyduğumuz iki isme atfedilen haritalar çizilmiş oldu. Bu haritaların kavgaları halen daha devam ediyor.

Yine çok önemli bir olay, bugün dünyanın en büyük sorunu, en önemli meselelerinden biri olan Filistin meselesinin başlayışı da o zaman İngiliz hükümetinin 1917 yılında yayınladığı Balfour diye bilinen o deklarasyonla oldu. O zamanki Avrupa’daki Siyonistlere onlara Filistin’de bir devletin vaat edilmesiyle başladı. Şüphesiz ki bütün bunlardan çok çok daha önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti de 100 yıl önce kurulmuş oldu. Bütün bu savaşların neticesinde büyük bir Kurtuluş Savaşı verdik. Bu Kurtuluş Savaşı adım adım metre metre bütün Anadolu’yu kurtardı ve neticede 1920'de bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplandı. İlk devletimiz 23 Nisan'da böylelikle kuruldu. 1923’te Cumhuriyet’e geçerek yeni bir nizamı bu topraklarda gerçekleştirmiş olduk. Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet’in 94. yıl dönümünü hep beraber kutladık. Bu vesileyle başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o zamanki bütün Türk komutanlarını, devlet adamlarını rahmetle anıyorum.

1917 yılı Dünya’da Bolşevik ihtilaliyle de çok önemli sayfa açmış oldu. Yine bugünlerde özellikle yabancı basında çok ciddi makaleler görüyoruz. Özellikle Rusya’nın komünizme geçmesi çok kanlı iç savaşlar sonunda SSCB’nin kurulup diktatör bir komünizmin olması hep bu dönemde oldu. Türkiye açısından baktığımızda ise, ihtilal çıkınca Rusya kendi kararıyla savaştan çekildi. Ve hatta gizli Sykes-Picot anlaşmasını, Osmanlı topraklarının nasıl paylaşıldığını deşifre etti. Rusya, Kafkas cephesinden, Kuzey Doğu Anadolu’dan kendi çekilerek yeni Türkiye devletinin bağımsızlığını kazanmasında dolaylı yoldan en büyük katkıyı vermiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ama demokrasiye geçişi maalesef 1950’lerden sonra oldu. O zamana kadar birkaç teşebbüs olmuştu, bunları siyaset okulunda göreceksiniz. Hep doğru zamanı kolladılar. Tek parti dönemleriyle birçok sıkıntılar yaşandı ama daima demokrasiye geçmek Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefi olmuştu. Bugün de aslında hepimizin amacı demokrasiyi en iyi şekilde gerçekleştirmek. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmadıktan sonra mutluluk, huzur, barış, refah doğrusu çok zor. Biraz sonra bunlara değineceğim.

ACI FATURADAN DERS ÇIKARMAK

1. Dünya Savaşı üzerinden çok vakit geçmeden 2. Dünya Harbi yaşandı. Çünkü Avrupa’da o zaman Hitler, Franco, Mussolini gibi nasyonal sosyalist diktatörler ortaya çıktı, tek parti hükümetleri kuruldu. Diğer tarafta da Rusya’da Stalin başkanlığında ayrı bir diktatörlük vardı. Nihayet 2. Dünya Harbi patlak verdi. 2. Dünya harbi çok eski değil. Avrupa’ya Almanya’ya Fransa’ya giderseniz 2. Dünya Harbi’ni yaşamış insanları görürsünüz. Avrupa’da 50 milyonun üstünde insan öldü. Bunlar şaka değil. 50 milyonun üzerinde insan Avrupa’da öldü. Avrupa’nın o en güzel şehirleri bombalandı. Paris işgal edildi, bütün yıkımlar ve neticede kazananlar kaybedenler yine ortaya çıktı. İlk defa dünyada kitle imha silahları, atom bombaları kullanıldı. Ve neticede savaşın mağlupları ve galipleri ortaya çıktı. Avrupa ikiye bölündü.

Şimdi bütün bu acı gerçeklerden bu faturayı ödeyenler ders çıkardılar ve demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hakları, çoğulculuk ilkelerinin birlikte yaşamanın tek formülü olduğu ortaya çıktı. Yoksa bir teorisyen, bir profesör oturup memleketler bu şekilde idare edilirse barış, huzur olur diye bir proje yapmadı. Bu acı faturalar ödendi. Şaka değil bakın 50 milyon insan öldü. Bütün Avrupa başkentleri bombalandı, yakıldı, yıkıldı. Hepsi bu günlerde yaşandı. Büyük katliamlar neticesinde insanlık anladı ki yeni bir dünya kurulursa ancak huzurlu olunabilir. Ve Avrupa’da demokrasi bu şekilde kurulmuş oldu. Hür Dünya dediğimiz Dünya bu şekilde başladı ve sonra serbest piyasa ekonomisi zenginleşmenin yolunu açmış oldu.

Değerli arkadaşlar bizim ülkemiz bu Dünya’nın bir parçası, Avrupa’nın bir parçası olarak kendi gelişimini gösterdi. 1950’lerde çok partili sisteme geçti Türkiye. Türkiye’de tekrar büyük bir hürriyet havası esti. Büyük kalkınma hamleleri oldu. 1960’da maalesef bir askeri darbe oldu. Başbakan, dışişleri bakanı, maliye bakanı bugün hep büyük bir hüzün ve utançla tarihe baktığımızda görüyoruz, maalesef hayatlarını çok acı bir şekilde kaybettiler. 1980’de başka bir müdahale oldu, yine yüzbinlerce insan büyük acılar çekti. 1997 yılında o zaman post- modern darbe olarak adlandırılan başka bir müdahale oldu. Maalesef yine çok sayıda insan büyük acılar çekti. 2016 yılında 15 Temmuz’da çok hain bir darbe teşebbüsüyle Türkiye karşı karşıya kaldı. Ne acı ki bugünkü dünyada, böyle şeffaf bir dünyada olağan üstü hal ile yönetilen bir ülke haline dönüştük. 2003 yılında iktidara geldiğimizde Güneydoğuda uygulanmakta olan olağanüstü hali Başbakan olduğumda kaldırmıştım. Şimdi bütün bu acı gerçekleri bilmemiz gerekir.

DIŞ POLİTİKADA BAŞARI, EVİN İÇ DÜZENİNDEN BAŞLAR

Maksat nedir? Maksat halkı mutlu, refah içerisinde olan, ülkesi güçlü güven içerisinde olan, geleceği gayet belirli öngörülebilir bir ülke oluşturmak. Bir ülkenin mutlu ve güçlü olabilmesi için şüphesiz ki güçlü bir demokrasisinin, güçlü bir ekonomisinin olması ve çok sağlam doğru bir dış politikanın muhakkak ki yürütülmesi gerekir. Eğer bir ülkede bunlar söz konusu değilse o ülkede karışıklıklar olur, bir ileri gidersiniz bir geri gelirsiniz, zaman büyük mücadelelerle geçer ve gider. Onun için demokrasi dediğimde, hukukun üstünlüğü dediğimde evrensel standartlarda almamız lazım. Temel insan hakları, bütün bunların garanti altına alınması bir ülkedeki huzurun birinci şartıdır. Dış politikada da bu böyledir. Dış politikasının güçlü olabilmesi için bir ülkenin önce evinin içinin düzenli olması lazım. Evinin içi düzenli olmayan bir ülkenin çok güçlü bir dış politika güdebilmesi mümkün değildir. Onun için hep derler “Foreign Policy starts at home”, yani dış politika önce evinde başlar. Evin içi dediğimde sağlam bir siyasi yapı, kuvvetler ayrılığına bağlı demokratik bir sistem, hukukun evrensel şekilde eşit uygulandığı bir hukuk düzeni, güven veren, ayrım yapmadan sadece haklı ve haksız ayrımı yapan temel hak ve özgürlüklerin evrensel anlamda garanti altına alındığı bir ülke kastediyorum. Şeffaflık, hesap verebilirlik, iyi yönetişim (“Good Governance”) dediğimiz ilkelerin geçerli olduğu bir ülkenin dış politikası da muhakkak ki güçlü olur. Böyle bir ülkenin çizdiği porte bütün dünyada güçlü olur. Böyle bir ülkenin bu dediğimiz unsurları o ülkenin “Soft Power” dediğimiz “yumuşak güç” kısmını çok güçlü yapar. O ülke önce çevresine sonra da Dünya’ya karşı hem model olur, hem vaktiyle Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı olarak sıkça kullandığım tabirle “Source of inspiration” dediğimiz ilham kaynağı olur. Ve nitekim uzun bir süredir Türkiye bu açıdan baktığımızda bütün çevremize gerçekten ilham kaynağı olmuştur.

HARD POWER MI SOFT POWER MI?

Etki alanınızı “Hard Power” dediğimiz sert güçle, askerle mi oluşturmak daha sürdürülebilir yoksa daha yumuşak güçle mi oluşturmak daha sürdürülebilir? Türkiye uzun süre çevresini bütün komşu ülkelerini kendisine hayran yapmıştı. Bunu yaparken de Türkiye’nin başarıları, siyasi başarıları, demokratik başarıları, hukuk reformları, ekonomik büyümesi çevresine ilham vermesiyle neticeleniyordu. Ben daima şuna inandım. Türkiye’nin özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde hep beraber olduğu ülkeler bugün ayrı bağımsız birer ülke. Her ülke birbirine eşit ve her ülkenin kendi onuru ve kendi çıkarları var. Önemli olan tarihten gelen bu beraberliği ortak değerlerimizle pozitif bir gündem içerisinde tutup bunlardan faydalanabilmek ve bunlardan güçlü bir işbirliği ortaya çıkarabilmek. İşte “Soft Power”ınız olduğunda tarihte beraber olduğunuz bütün ülkelerde hep iyi anılarınız öne çıkar ve herkes size hayran olmaya başlar. Ama siz başka güçleri kullanma mecburiyetine girdiğinizde o zaman tarihte kötü anılar ortaya çıkar. Onun için bir ülkede refahın olması bir bölgede refahın gerçekleşmesiyle de ilgilidir. Çevrenizde ticaret yapacaksınız bir işbirliği yapacaksınız. Bütün bunlar için de istikrar gerekir, bölgede izlediğiniz doğru bir dış politika gerekir. Şimdi diplomasi bunun için var. Diplomasi mecbur kalıp da güç kullanmamak için var, tatlı dille meseleleri çözmek için var. Acı dille zorla meseleleri çözersin ama onlar çok kalıcı olmaz. Önemli olan kazanım zaten. Siz ilerlerken anti-tezinizi oluşturmadan, düşman oluşturmadan ilerleyeceksiniz ki bu ülkeler içerisinde de bölge içerisinde de hep beraber sevgi ve mutluluk olsun. Onun için “yurtta sulh cihanda sulh” lafı gerçekten çok olağanüstü bir laftır. Barışın kendi ülkenizde, çevrenizde ve bütün dünyada temini için uğraşmak. Bunun için de bölgede ve her ülkede az önce söylediğim demokratik anlayışın ve uygulamaların yaygınlaşması lazım.

TÜRKİYE REFORMLARLA İLERLEDİ

Avrupa’da niçin 2. Dünya Harbi’nden önce o sıkıntılar 50 milyon insanın ölümüne yol açtı? Neticesinde ders aldılar, o ağır faturayı ödedikten sonra demokratik nizamları kurdular. AB kendiliğinden ortaya çıkmadı. Önce her ülke içerisinde barışçı, demokratik, çoğulcu, hukukun üstünlüğüne dayalı düzenler kuruldu ve sonra bu gerçekleşti. Bölgede de tabi ki bunlar gerçekleşirse nihayette ancak o zaman büyük refah ortaya çıkar. Refahın ortaya çıkması da büyük ekonomik faaliyetlerin gerçekleşmesiyle olur. Ekonominin güçlü olması da ancak bir ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hakları evrensel anlamda gerçekleşirse olur. Çünkü böyle ülkelere herkes koşarak gelir, parasını yatırır. Aynı şey Türkiye’de de gerçekleşti. 2003 yılından sonra yapılan demokratik ve hukuki reformlar bu ülkeyi öngörülebilir yatırım yapılabilir ülke haline getirdi. Büyümek yatırımla olur. Yatırım neyle olur? Tasarrufla olur. Türkiye’nin, Türk halkının tasarrufu ülkemizin hızlı büyümesi için maalesef yetmiyor. Dolayısıyla başkalarının tasarrufunu da Türkiye’ye getirip yatırım yapmak, yatırıma dönüştürmek gerekir. Bu nasıl olur? Uygun iklimi oluşturmakla olur. Siyasi şartları, demokratik şartları, hukuki şartları gerçekleştikten sonra ekonomik şartlar zaten muhakkak onu takip eder. Hele Türkiye gibi güçlü, nüfusu büyük ülkelerde.

TÜRKİYENİN ASIL GÜCÜ

Bu noktada tabi ki şunu da söylemek isterim, Türkiye petrol, gaz gibi doğal kaynakları olan bir ülke değil. Dolayısıyla Türkiye’nin esas enerjisi dinamik nüfusu, genç nüfusu, beşeri sermaye dediğimiz bu gücü. Ama bunu kurallarla, demokrasiyle, şeffaflıkla, iyi bir yönetişimle birleştirdiğimizde o zaman bu petrol ve gazdan çok daha kıymetli bir enerjiyi ortaya çıkartabiliriz. Muhakkak ki Türkiye’yi yönetenler her zaman bunun farkında olmalı. Bunlar gerçekleştirildiğinde Türkiye’de büyük başarılar elde etmekteyiz. Böyle bir Türkiye’yi model alırsak o zaman başarılı olabilirsiniz. Ben 2005 yılında Dışişleri Bakanı iken Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) adaylığını ilan etmiştim. Değerli Büyükelçi Namık Bey o zaman bakanlıkta benim sözcümdü. Hatırlayacaktır bakanlık kapısının önünde gazetecileri toplamıştım ve 2009-2010 Güvenlik Konseyi adaylığına talibiz demiştim. O zaman çok istihzayla karşılamışlardı bizi bazıları, Türkiye güvenlik konseyine nasıl seçilir diye. Ama az önce söylediğim unsurlar ile reformcu zihniyet içerisinde öyle bir olumlu bir perspektif, bir portre çiziyorduk ki seçileceğimize emindim. 2008 yılında BM’de oylama yapıldı ve 192 ülkeden 151 oy alarak ilk turda seçildik. Batı Avrupa adayı olmuştuk. Daha sonra da Türkiye Cumhurbaşkanı olarak 2010 yılında başkanlık etmiştim. Şimdi çok basit bir örnek size. İçeride demokrasisi güçlü, hukuku güçlü bir reformcu zihniyet, noksanlarının farkında olan, noksanlarını kapatmak için bunları açıkça konuşan bir ülke bütün dünyada iyi bir portre çizer. Arap ülkelerinin tamamı oy vermişti. Afrika ülkelerinden sadece birisi -ismini söylemek istemem, o hariç- hepsi bize oy vermişti. BM’nin Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi beş ülkenin beşi de bize oy vermişti, öyle seçilmiştik. Daha sonra başka bir teşebbüsümüz olmuştu 2014 yılında yine aday olmuştuk. Maalesef görüntümüz bozulduğu için o zaman 60 oy almıştık ve seçilememiştik. Dolayısıyla “dış politika içerde başlar sözü” çok doğru. İçerde güçlü olanın dışarda da çok güçlü bir dış politika gütmesi her zaman mümkündür ve dışarıya da her zaman doğru istikamet verebilir.

Genellikle dış politika dediğimizde komplo teorileri çok konuşulur. Tabi ki komplo teorileri vardır, siyasi tarih okuduğunuzda bunun çok örneklerini göreceksiniz. Öyle casuslar göreceksiniz ki, hele soğuk savaş döneminde, neler yapmışlar ülkeler nasıl nerden nereye sürüklenmiş, bütün bunları göreceksiniz.

Hele Türkiye söz konusu olduğunda dünyanın birçok yerinde Türk düşmanı ve Müslüman düşmanı mihraklar, çevreler hep var, bunlar muhakkak var. Bunları bileceğiz, naif olmayacağız ama eğer her şeyi komplo teorilerine bağlamaya kalkarsak o zaman da o ülkeleri yönetenlerin hiç mi akılları yokmuş sorusunu sormamız gerekir. Allah herkese akıl vermiş. O ülkelerin yöneticilerinin, liderlerinin, sorumluluk taşıyanlarının hiç mi aklı yokmuş diye sorgulamamız gerekir. Bu anlamda baktığınızda şöyle geriye gittiğinizde öyle acı gerçekler vardır ki bugün çok üzüldüğümüz Irak ve Suriye gibi iki komşumuz, iki ülkenin de bel kemiği tamamen kırılmış durumda. Ne kadar acı.

TAHA YASİN RAMAZAN'I UÇAKLA ANKARAY GETİRTTİM

Irak Arap ülkeleri içerisinde hem insan gücü olarak hem de para /sermaye/ petrol olarak ikisini birleştiren nadir ülkelerden birisiydi. Şimdi böyle bir ülkenin bugünkü perişan haline baktığınızda insan çok üzülmez mi? Peki kendiliğinden mi oldu? Eminim ki bu kurs çerçevesinde size bir sürü durum çalışmaları (“case study”) vereceklerdir. Okuduğunuzda göreceksiniz. Vaktiyle Birinci Körfez Savaşı yapıldığında o zaman Irak’ı bir diktatör idare ediyordu, Saddam Hüseyin. Komşusuna saldırdı, İran’la savaştı ve bir milyon insan öldü. Sonra Kuveyt’i işgal etti, mağlup oldu. Daha sonra uzun yıllar kendisi içerde Arap nüfusunu bastırdı, Türkmenleri bastırdı. Kürtlere karşı Halepçe’de kimyasal silah kullandı. Neticede uluslararası dünya sessiz kalamadı ve 36-32. paralel kararı çıktı. Annesinin kucağında ölen çocukları hep hatırlayacaksınız. Şimdi böyle bir ülkeye bir müdahale kaçınılmaz hale geliyor. Suriye’de bile kimyasal silah kullanıldığında niçin müdahale edilmedi diye herkes bağırdı. Şimdi hiç mi sorgulanmayacak bu ülkeyi yönetenler. Sonunda 2. Körfez Savaşı olurken savaştan önce o zaman Başbakandım. Irak Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’ı gizli bir uçakla alıp Ankara’ya getirttim. Bakın savaş olursa Irak darmadağın olacak, Moğollar Bağdat’a girdiğinde nasıl darmadağın ettilerse bu sefer de Amerikalılar girdiğinde darmadağın olacak Bağdat. Gelin bu meseleyi savaşsız çözün dedim. O zamanki iddia neydi? Irak’ın nükleer silahı var iddiası vardı. Saddam Hüseyin de düşmanlarını korkutmak için silah varmış gibi davranıyordu. Nükleer silahın olmadığını herkes biliyordu. Daha sonra hiç bir kimyasal silahın olmadığı ortaya çıktı. O zaman ona dediğim şey şuydu, ilk etapta bütün bu tesislerinizi BM’nin gözetimine açın ve nükleer silahınızın olmadığı gözüksün, bu büyük ordular gelmeden bu savaş önlensin. Ama ne yazık ki olmadı. E peki sonra savaş oldu, ülke paramparça oldu tüm bunların hepsinin komplo teorileriyle izahı bizi hep yanlışa götürür. Arap baharıyla ilgili hep komplo teorileri söylendi. E peki hepiniz gençsiniz, 6-7 sene önceki o günkü Arap ülkelerini düşünün Tunus’u, Mısır’ı, Suriye’yi düşünün, hepsi tek parti rejimiyle yönetiliyorlardı.

TÜRKİYE İLHAM KAYNAĞI OLDU

Seçimler olunca Cumhurbaşkanı adayları

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 12 8 2 2 13 26
2 Medipol Başakşehir 12 8 2 2 9 26
3 Beşiktaş 12 6 4 2 7 22
4 Kayserispor 11 5 4 2 4 19
5 Demir Grup Sivasspor 11 6 1 4 2 19
6 Bursaspor 12 5 3 4 7 18
7 Göztepe 12 5 3 4 1 18
8 Akhisar Bld. Genç. 12 5 3 4 -1 18
9 Fenerbahçe 11 4 5 2 5 17
10 Aytemiz Alanyaspor 11 4 2 5 2 14
11 Yeni Malatyaspor 11 4 2 5 -3 14
12 Trabzonspor 11 3 4 4 -4 13
13 Antalyaspor 12 3 4 5 -7 13
14 Kasımpaşa 11 3 3 5 -3 12
15 Atiker Konyaspor 12 3 2 7 -4 11
16 Karabükspor 11 2 2 7 -7 8
17 Osmanlıspor FK 11 2 2 7 -8 8
18 Gençlerbirliği 11 2 2 7 -13 8
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Ümraniyespor 12 7 4 1 10 25
2 MKE Ankaragücü 12 7 3 2 8 24
3 Giresunspor 11 6 4 1 9 22
4 Çaykur Rizespor 11 5 3 3 3 18
5 Vartaş Elazığspor 12 5 3 4 3 18
6 İstanbulspor 11 5 2 4 4 17
7 Adanaspor 11 5 2 4 -4 17
8 Balıkesirspor 11 5 3 3 4 15
9 Gazisehir Gaziantep FK 12 3 6 3 4 15
10 Altınordu 11 4 3 4 3 15
11 Adana Demirspor 12 4 3 5 -1 15
12 Samsunspor 11 3 4 4 -1 13
13 Erzurum BB 12 3 4 5 -4 13
14 Boluspor 11 3 2 6 -3 11
15 Denizlispor 12 3 2 7 -8 11
16 Manisaspor 12 4 1 7 -5 10
17 Eskişehirspor 11 2 5 4 -4 8
18 Gaziantepspor 11 1 2 8 -18 2
    Takımlar O G B M Av P
1 Hatayspor 13 10 1 2 15 31
2 Keçiörengücü 13 9 2 2 26 29
3 Menemen Belediyespor 13 9 2 2 19 29
4 Sivas Belediyespor 13 8 4 1 13 28
5 Afjet Afyonspor 12 8 3 1 12 27
6 İnegölspor 13 6 4 3 2 22
7 Tokatspor 13 5 5 3 -3 20
8 Kastamonuspor 12 6 1 5 4 19
9 Sarıyer 13 5 3 5 0 18
10 Sancaktepe Belediyespor 12 4 5 3 5 17
11 Amed Sportif 11 4 4 3 7 16
12 Bucaspor 12 3 3 6 -1 12
13 Bodrumspor 12 3 3 6 -6 12
14 Etimesgut Belediyespor 12 2 4 6 -7 10
15 Eyüpspor 13 2 3 8 -12 9
16 Tuzlaspor 13 2 1 10 -14 7
17 Kocaeli Birlik Spor 13 1 2 10 -19 5
18 Mersin İdmanyurdu 13 1 0 12 -41 3
    Takımlar O G B M Av P
1 Gümüşhanespor 13 8 3 2 16 27
2 Altay 12 7 3 2 10 24
3 Sanliurfaspor 13 7 3 3 8 24
4 Kırklarelispor 12 7 3 2 6 24
5 Bandırmaspor 12 7 1 4 4 22
6 Hacettepe Spor 13 5 5 3 6 20
7 Sakaryaspor 12 5 5 2 6 20
8 Niğde Belediyespor 12 5 4 3 3 19
9 Zonguldak Kömürspor 13 5 4 4 -2 19
10 Bugsaşspor 12 5 3 4 2 18
11 Konya Anadolu Selçukspor 13 4 4 5 -2 16
12 Fatih Karagümrük 12 4 2 6 0 14
13 Pendikspor 12 2 5 5 -5 11
14 Karşıyaka 12 2 5 5 -7 11
15 Fethiyespor 12 2 4 6 -8 10
16 Nazilli Belediyespor 12 2 3 7 -12 9
17 Kahramanmaraşspor 12 1 4 7 -11 7
18 Silivrispor 13 1 3 9 -14 6

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 19.11.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
turkmedya
yukarı çık