DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Konuşmasında MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız net." açıklamasını hatırlatan Bakırhan, iktidarı harekete geçmeye çağırarak "Bahçeli'nin sözünü ettiği umut hakkı, kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların kurtulduğu bir Türkiye bizim için de değerlidir. Sayın Bahçeli'nin muhatabı iktidardır. İktidar, Bahçeli'nin bu değerli tespitleri için gecikmeden adım atmalıdır." ifadelerini kullandı.
Bakırhan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;
"Ekonomi iyi gitmiyor. Neredeyse Türkiye'nin dört bir yanında fabrikalarda ve iş yerlerinde grevler yapılıyor. Migros depo işçileri de insani koşullarda çalışmadıkları ve alın terlerinin karşılığını alamadıkları için eylemdeler. Migros depo işçilerinin yanında olduğumuzu, haklarını alana dek yanlarında olacağımızı belirtmek istiyoruz.
2026'da dünyanın birçok yerinde sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava'da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep'te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik başlayan saldırılar, katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgasına karşı dünyanın dört bir yanında Rojava'yla dayanışma eylemleri günlerdir devam ediyor. Ve bu eylemler beraberinde "Kürtler neden itiraz ediyor, Kürtler ne istiyor?" sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkârı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüzyıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde; savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular; bedel ödediler, direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde, aynı Kürt varlığı bir anda "stratejik tehdit ve siyasi yük" olarak görüldü ve ilan edildi. Dün can simidi denilen halk, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Kürtler sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar ve hileler bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil, eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor.
6 Ocak'tan bu yana Rojava'da büyük bir insanlık direnişi sergileniyor. Dünya şu gerçeği net olarak anladı: Rojava Kürtlerin göz bebeğidir. Kürt halkı ve dostları dünyanın her yerinde Rojava için itiraz etti, sokakları ve alanları doldurdu. Kürt halkı bu iradesiyle Ulusal Birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar yükseğe çıkarmıştır. Günlerdir alanlarda "Yeke yeke, gele Kurd yeke" sloganı artık ulusal birlik ruhunun ne kadar gerekli olduğunu gösteren bir bilince dönüşmüştür. Ve bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zaman, yüz yıllık kölelik dayatmasına karşı yüz yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt Ulusal Birliğini sağlama zamanıdır. Şimdi tüm parti ve hareketler, sokakta, meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikle taçlanmalıdır.
Bugün Suriye'de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse, Suriye halkının hakları kabul edilmişse sayın Öcalan'ın adada gösterdiği tavırdan kaynaklıdır, kendisine teşekkür ediyoruz. Bugün bize düşen sayın Öcalan'ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır. Katı merkeziyetçilik, ortak yaşamın zehridir.
Şimdi hepimizin geleceğini ilgilendiren, son derece hassas ve çok önemli bir konuda birkaç uyarı yapmak istiyorum. Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit oluyoruz. Daha acısı, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten çevreler var ve bu çevrelere maalesef göz yumuluyor. Sosyal medyada, ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiç itirazla karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok, siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren yok. Bunu asla kabul etmiyoruz.
Eğip bükmeden söylemek gerekiyor: Ne yazık ki Türkiye'de hem açık hem de örtük ırkçılık var. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor; Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın, Kürt düşmanı bir gazete on binlerce insanın katıldığı bir destek yürüyüşüne katılanları "teröristler" diyerek vermiş. Aynı gazete, İçişleri Bakanlığı arananlar listesinde olan El Kaide üyesini ise gazeteci olarak çalıştırıyor.
Yargı ve yürütme erkleri Kürtlere karşı ırkçılığa sessiz onay veriyor. Attığımız her tweet'in altında onlarca hakaret ve küfür var. Avukatlarımız soruşturma bile açtıramıyor. Yargı ve yürütme biraz da ırkçılığı yapanlarla uğraşsın. Kürtlere karşı ırkçılık yapan herhangi bir hesabın kapatıldığını gören var mı? Hem Kürtlerle iç barış tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur. Bu paradoksu aşmak da iktidarın görevidir.
Türkiye enerjisini artık Şam'a değil Ankara'ya harcamalı. Ankara çözümüne odaklanmalı. Ankara çözümü domino etkisi yaratır. İktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir temeli kalmadı. Artık somut ve güven verici adımlar konusunda kimsenin bahanesi kalmadı. Kürtlere hak, Türkiye'ye demokrasiyi sağlayacak hukuki çalışmalar artık devreye alınmalı. Bizden önce bu kürsüde sayın Bahçeli konuştu. Bahçeli'nin sözünü ettiği umut hakkı, kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların kurtulduğu bir Türkiye bizim için de değerlidir. Sayın Bahçeli'nin muhatabı iktidardır. İktidar, Bahçeli'nin bu değerli tespitleri için gecikmeden adım atmalıdır."