AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün TBMM'de düzenlenen grup toplantısında, açlık sınırının altında kalan emekli maaşıyla ilgili "En düşük emekli aylığı 3 bin 319 lira artışla 20 bin liraya yükselmiş olacak. Bu rakam göreve geldiğimizde sadece 66 liraydı. Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabul ediyordu. Yeni düzenleme sonrası en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak" dedi.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan'ın "emekli maaşlarıyla" ilgili açıklamasına yanıt veren Emir, "Sayın Cumhurbaşkanı bugün grup konuşmasında emekli maaşı ile ilgili sessizliğini bozdu. Biz aslında ümitlendik. Çünkü 20 bin liranın aslında bir sefalet maaşı olduğunu, emeklileri açlığa terk ettiğini, kabul edilemez olduğunu, vicdansızlık olduğunu söyledik. Sayın Bahçeli de söyledi. Herkes bunu biliyor. Cumhurbaşkanı acaba bir şey söyler mi diye biz de 17 milyon emekli de ekranları başında dinledik" dedi.
Emir, açıklamasının devamında şunları söyledi:
"Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmasa başka şeyler de söyleriz; onun oturduğu makama saygımızdan şu kadarını söyleyelim, kendisini çok fena yanıltmışlar. Kendisi zaman zaman halkı yanıltır ama bu kadar rakamlar üzerinde oynamasını ben yadırgadım. Kabullenemedim. Bürokratlarını gözden geçirsin. Çok fena yanıltıyorlar ve kendisine büyük bir hata yaptırıyorlar. Düzeltsin. Diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı, 'biz geldiğimizde yani o beğenmedikleri eski Türkiye var ya, hani kriz vardı, yazar kasalar vardı, Ecevit'i sokakta yürütmüyorlardı, 'perişan ettiniz bizi' diyorlardı.'
AKP iktidarı o krizden yükselmişti. O sırada emekli maaşı asgari ücretin üzerindeydi. Şimdi bunu söylediğimizde, yani 'emekliyi ezdirdin' dediğimizde 'hayır' diyor. Neymiş? Geldiğinde en düşük emekli maaşı 66 liraymış. Yanlış. Bakın, 'yalan' diyeceğim de 'yanlış' diyeyim Sayın Cumhurbaşkanım.
"Elimde Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı'nın belgesi var. Devletin, sizin bağlı kuruluşunuzun belgesi. Oradan okuyoruz. Siz geldiğinizde Türkiye neymiş, şimdi bakın. Asgari ücret 184 liraymış. En düşük Bağ-Kur Tarım emekli aylığı 65,8 liraymış. Sayın Cumhurbaşkanı bunu söylüyor. Yani Bağ-Kur Tarım emekli aylığı 65,8 liraymış. Ama bu kişiler o sırada tarımda çalışan, Bağ-Kur'unu o nedenle ödemek durumunda olan, çok cüzi, yüzde 1 bile olmayan, o günkü rakamlarla 5 bin kişilik bir nüfusa tekabül eden ve sonrasında da son derece düşük kaldığı için kaldırılan bir sistemin mensupları. Bu o.
Ama gerçek rakamları şimdi size paylaşacağım. En düşük SSK emekli aylığı 257 lira. Sayın Cumhurbaşkanım, dikkatli dinleyin. En düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı 150 lira. En düşük Emekli Sandığı aylığı 376 lira. 376'yı görme. 150'yi görme. 257'yi görme. Yani sistemin yüzde 99'unu görme. Tarım Bağ-Kur emeklilerinin maaşını bul bir yerden. Bitmiş zaten, kaldırılmış bir sistem. 66 lira. Ona sarıl. De ki: 'Geldiğimde 66 liraydı.' Oldu mu şimdi Sayın Cumhurbaşkanı? Oldu mu şimdi? Size yakışmadı."
Bolu Kartalkaya'daki otel yangını faciasının birinci yılına ilişkin konuşan CHP'li Emir, bir yıldır 78 canın derin acısını yüreklerinde taşıdıklarını söyledi.
Ama bir yıldır yargısal süreçlerde en ufak bir ilerleme olmamasını, sorumluların hala hakim karşısına çıkarılmamasını içlerine sindiremediklerini ifade eden Emir, şöyle konuştu:
"Büyük bir facia yaşandı. Çocuklar yaşamını yitirdi. Aileler dağıldı. Gözyaşları içerisinde milletçe ağladık. Bu acı yüreğimizin derinliklerinde olmaya devam ediyor ve devam edecek. Ama ölenlere karşı, ölenlerin ailelerine karşı ve bundan sonra bir daha bunlar olmasın diye bu ülkenin çocuklarına karşı sorumluluğumuz var. O sorumluluğun gereği olarak da sorumluların sonuna kadar, olması gerektiği gibi yargılanmasını bekliyoruz.
Ama bu yargılamanın önünde bir kişi duruyor. O da Turizm Bakanı. Turizm Bakanı, bürokratlarının soruşturulmasına izin vermiyor. İki kez başvuru yapıldı. İki kez soruşturma talep edildi mahkemeden ve göstermelik bir ön soruşturma yaptırdı. Sonrasında, 'Benim bürokratımı yargılayamazsınız.' dedi. Aileler İdare Mahkemesi'ne gittiler. İdare Mahkemesi 'Yargılanmalılar' dedi ve bunun üzerine 9 kişinin yargılanmasının önü açıldı. Bürokratların yargılanmasının önü açıldı. Çünkü biliyoruz ki burada denetim görevi Turizm Bakanlığı'ndadır ve denetlenmemiş bir otel söz konusudur. Mevzuata uygun olmayan bir otel söz konusudur. Kapatılmış olması gereken bir otel vardır orada. Ortada görevini yapmayanlar vardır. Görevini ihmal edenler vardır ve bunlar yargılanmalıdır. Ve nihayet Danıştay'ın kararı sayesinde bu bürokratlar mahkemeye çıkarılabildiler. Mahkeme bu kişilere adli kontrol tedbiri koydu ve yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
Mahkeme diyor ki: 'Ben sizin suçlu olabileceğinizi öngörüyorum. Bunun için yurt dışına çıkmanızı yasaklıyorum ve adli kontrol talep ediyorum.' Peki, Turizm Bakanı ne yapıyor? Hiçbir şey. Hiçbir şey. Bu bürokratlar Turizm Bakanlığı'nın tepesinde, her türlü nüfuzlarını kullanabilirler. Altlarındaki kişilere her türlü talimatı vermeye devam ediyorlar. Her türlü delile, henüz mahkemece celp edilmemiş her türlü delile ulaşabilirler. Adil yargılamayı etkileme güçleri vardır. Görevi kötüye kullanma güçleri vardır ve bütün bunlara rağmen bu kişiler hakkında bir görevden uzaklaştırma dahi yok. Böylesine bir bakandan bahsediyoruz. Göğsünü siper ediyor, 'Bürokratları yargılayamazsınız.' diyor. Yargılanırken de adli kontrol talebi verilmiş, yurt dışına çıkış yasağı konmuş bürokratları Danıştay kararı sonrasında görevde tutmaya devam ediyor. Yani adil yargılamaya müdahale ediyor. Adil yargılamadan korkuyor. Adil yargılamadan kaçan bir Turizm Bakanı var. Niye? Çünkü işin içerisinde.
Çünkü sahibi olduğu ETS Tur, bu otelin belgesinin eksik olduğunu bile bile o otelin odalarını satmaya devam ediyor. Ve öylesine ki belge eksik olunca Antalya'da bir pansiyonun belge numarasını kullandıklarını da anlıyoruz. Dosyada var. Antalya'da bir pansiyonun belge numarasını kullanıyor. Bunun üzerinden bu otelin işlemlerini tamamlıyor ve bu otelin odalarını çatır çatır satmaya devam ediyor.
Ve orada aracılık yapan, mevzuata aykırıdır diye rapor düzenleyen bürokratlara iç yazışma ile 'Siz bunu düzelteceksiniz' diye yazan Neşe Çıldık var. Kim? ETS'de çalıştırdığı bürokratı alıp en yetkili şekilde bürokrat yapıyor. Bu kişi de bakanın oradaki şirketlerinin önündeki engelleri temizliyor. Sattığı odasını sattığı otellerin sorunlarını çözüyor, denetlemeleri yapıyor. Başka imar ilişkileri var, turizm ruhsat ilişkileri var. Hepsini zaman zaman söylüyoruz.
Böylesine kişiselleşmiş, böylesine şirket anlayışına dönüştürülmüş, bir kişinin, bir zümrenin peşkeş çektiği ve göz göre göre bu cinayetlerin işlendiği bir düzen var. Bütün bunlara rağmen bu cinayeti örtmeye çalışan, önüne engel olan, bürokratlar yargılanmasın diye her şeyi yapan ve bütün bunlara rağmen hala Neşe Çıldık dahil bürokratları görevde tutan Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy suçludur, yargılanacaktır ve o yargılanmadan bu dosya kapanmayacaktır."
CHP'li Emir, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar'ın tutukluluğunun 200. gününe gelindiğini belirterek, şunları söyledi:
"Zeydan Karalar bizim parti büyüğümüzdür, onurumuzdur, yerel yönetimde bir duayendir. Tutuklandığı sırada Türkiye Belediyeler Birliği Başkanıydı. Başarılarıyla hem Adana'da hem Türkiye'de göz kamaştıran birisidir. Öyle kimsenin gölgesine sığınmayacak bir belediye başkanıdır. Adana'nın sıcağında, yazın ortasında, güneş tepedeyken bile kimsenin gölgesine girmemiş kişiyi zannediyorlar ki sindiririz, sustururuz, korkuturuz ve onun üzerinden tüm Cumhuriyet Halk Partililere 'Bakın, Zeydan Karalar'a bunu yapan bize neler yapmaz' dedirtiriz diye ibret-i alem olsun diye Silivri'de tutsak ettiler.
Tutsaklığının bugün 200. günü. Çelişkilerle dolu. Bir defa dosyanın içerisinde bir fotoğraf, bir tape kaydı, tek bir belge, bir bilgi, bir para transferi asla yok. Bir kişinin iddiası var. Aziz İhsan Aktaş'ın iddiaları var. Aziz İhsan Aktaş 'rüşvet verdim' diyerek birçok arkadaşımızın cezaevinde tutulmasını sağladı. Aziz İhsan Aktaş, 'Rüşvet verdim, ihaleye fesat karıştırdım' diyen Aziz İhsan Aktaş serbest. Ama sadece onun dediği gerekçesiyle Zeydan Karalar 200 gündür demir parmaklıklar arkasında. Batsın sizin yargınız, batsın sizin adaletiniz. Böylesine çürümüş, içi boş bir iftira ve karalama ile Zeydan Karalar gibi bir başkanı yargılayacak bir akla doğrusu Türkiye nasıl emanet edilir, anlamak mümkün değil. Bu davanın en çarpıcı örneğini verelim."
CHP'li Emir, iş insanı Murat Gülibrahimoğlu'na ilişkin ise şunları söyledi:
"Bu kişi belgeleriyle ortaya koyduğumuz üzere 2014'te AK Parti ile derin ilişkilere girmiş. Sonrasında imtiyazlı madenler almış. Yeni doğan skandalına karışan bir hastanenin sahibi; ortaklığı var. Bir iş insanı. Ve bu iş insanı sanki Sayın İmamoğlu'nun ortağıymış gibi lanse edildi. Bununla birlikte böyle geziyorlar, tozuyorlarmış ve bu kişiye İBB'den büyük bir servet transferi yapılıyormuş gibi sunuldu. Biz bunu belgeleriyle açıkladık. Burada Enerji Bakanlığı ile İBB'nin şirketi arasında bir sözleşme olduğunu, valiliğin işin içerisinde olduğunu, hatta valiliğin yüzde aldığını ve o hafriyat işinin yapılmasının zorunlu bir iş olduğunu, asıl tarafın valilik ve Enerji Bakanlığı olduğunu belgeleriyle ortaya koyduk. Ama bir algı üzerinden bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Şimdi Gülibrahimoğlu kim? Şu anda kaçak, Londra'da. Nasıl kaçtı? Bizimkiler dedikleri, önceden haber verdikleri, operasyon başlamadan 'çık' dedikleri, 'kaç' dedikleri kişilerden biri bu.
Bu kişi 2016'da o günkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İSTAÇ isimli şirketiyle bir iş sözleşmesi yapıyor. İşte burası. 2016'daki bir sözleşme. Bu sözleşme uyarınca bizim açımızdan dikkat çeken şu: Belediye diyor ki, 'Herhangi bir nedenle hukuki bir durum olur, idareden kaynaklanan bir sorun olur, sözleşme sekteye uğrarsa, senin kazancın sıkıntıya girerse ben 110 milyon lira sana ödeyeceğim. Hiç tartışmasız.' Ceza şartı koyuyor. O günkü fiyatla bu 40 milyon dolar. 40 milyon doları koyuyor. En ufak bir sorunda 'Bu senin cebinde kardeşim' diyor.
Yani ne yapıyor? Murat Gülibrahimoğlu'nun cebine adeta bu parayı koyuyor. Bunun adı belediye garantili soygundur. Peki 2016'da nereden biliyorsunuz AKP ile bu kadar ilişki içinde olduğunu? İşte zamanın il başkanı Mehmet Nuri Kabaktepe ile kurduğu şirketin ticaret sicil kaydı, 2018 kaydı. Bir yandan madenler vereceksin, hastane ruhsatları vereceksin, karayolları yaptıracaksın, zengin edeceksin. Ondan sonra 2016'da belediyeyle sözleşme yapacaksın, iş vereceksin. İşte sıkıntı olursa, gelirde sorun olursa 'Sana 40 milyon doları kasana direkt vereceğim' diyeceksin. Sonra bu kişiyle senin il başkanın şirket kuracak, ticaret yapacak.
Ondan sonra geleceksin, diyeceksin ki 'Murat Gülibrahimoğlu Ekrem İmamoğlu'nun uçağıyla gezmiş.' Bu kadar yalan, bu kadar iftira gerçekten normal bir insanın aklına gelemez. Normal bir insanın zihninde bu kadar iftira şekillenemez. Burada büyük bir anormallik var. Büyük bir iftiracılık var. Büyük bir karaktersizlik var. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bizi kirletmeye çalışanlar iftiralarla dönecekler, kendilerine bakacaklar."
TBMM Genel Kurulu'nda emekli aylıklarının artırılmasına ilişkin yürüttükleri "Meclis'i terk etmeme" eylemine ilişkin soruları da yanıtlayan Murat Emir, "Sayın Bahçeli'nin önerisini de değerli bulduk. Sayın Genel Başkanımız, bir teklif getirirlerse onun arkasında duracağımızı da söyledi. Bizim tek gayemiz, emeklinin hak ettiği, insanca yaşayabileceği bir gelire kavuşmasıdır. Bunun sağlanması için nöbetlerimize devam ediyoruz. İç tüzükten kaynaklanan bütün haklarımızı, bütün görevlerimizi sonuna kadar kullanacağız. Emekliyi 20 bin liralık maaşa mahkum etmeyecek bir çalışmayı sürdüreceğiz. Bizim açımızdan bu mücadele emekli hakkını alana kadar da devam edecek" dedi.