Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, sosyal medya hesabından son dönemde yaşanan cinayetlere ilişkin açıklamada bulundu.
Uysal, şu ifadeleri kullandı:
- "Tahliyeler sonrası her bir gün yeni bir suç, cinayet! Ahmet Minguzzi evladımızın, kız kardeşini ve annesini korumaya çalışırken katledilen Hakan Çakır kardeşimizin ve maalesef önceki gün öldürülen Atlas kardeşimizin katilleri ile ilgili konuşmadığımız gerçekler var.
- Ceza infaz sistemini de her konuda, her alanda olduğu gibi siyasi iktidarın inisiyatifine tamamen terk etmek ülkede suçu artıran, suçluyu cesaretlendiren, cezasızlık algısını körükleyen bir hal aldı.
- Cezalandırılmayan, AKP iktidarının popülist ve politik kararları yüzünden infazı gerçekleşemeyen suçlar bir yenisine sebep oluyor. Türkiye'de 'suça sürüklenen çocuk' kavramı, iktidarın sosyal çöküşü perdelemek için sığındığı hukuki bir mazerete dönüştü.
- Özellikle kasten öldürme gibi en ağır suçlarda, failin yaşı üzerinden kurulan bu dil; yoksulluğu yöneten, şiddeti normalleştiren ve çocukları kaderine terk eden siyasal tercihlerin üzerini örtmekte.
- Bu çocuklar bir sabah uyanıp katil olmuyor. Onları bu noktaya getiren; işlevsiz ve siyasallaşmış eğitim sistemi, parçalanmış aile yapıları, uyuşturucu ve çeteleşmenin kol gezdiği mahalleler ve devletin sosyal politikalar alanından sistemli biçimde çekilmesi.
- AKP iktidarı maharetiyle devletin sosyal politikalardan uzaklaşmasının en acı sonucu 15 Temmuz'da felaketle tecrübe edildi. Ancak bu gerçeklik, işlenen suçun ağırlığını hafifleten bir gerekçe değil. Tam tersine, siyasal sorumluluğu büyüten bir iddianame.
- Bugün gelinen noktada hukuk, çocuğu koruma iddiasıyla mağduru görünmez kılan, toplumsal adalet duygusunu hiçe sayan bir biçimde uygulanmakta.
- Ağır suç işleyen failler için 'çocuk' sıfatının mutlak bir dokunulmazlık kalkanına dönüştürülmesi; ne rehabilitasyona hizmet etmekte ne de yeni suçların önüne geçmekte. Bu yaklaşım, caydırıcılığı yok eden, suçu teşvik eden ve hukuk devletini aşındıran bir sonuç üretmekte.
- Asıl sorun cezanın sertliği değil; cezanın adil, tutarlı ve inandırıcı olmaması. İktidar, suçu önleyecek sosyal politikaları üretmek yerine, suç işlendikten sonra kavramların arkasına saklanmayı tercih ediyor.
- Çocukları koruyamayan bir devletin, işlenen cinayetlerden sonra sadece terminolojiyle konuşması, ahlaki ve siyasal bir iflastır. Dün çocuğa yönelik cinsel suçlarda utanmadan 'rıza' diyenlerin bugün ha bire 'AF' ilan edip, 'iyi hal' saçmalıkları, toplumu suça teşvik edecek biçimde suçlu ve suçla bağları ortada dururken, yaşananları yine kavramlar arkasına saklanarak kanıksatmaya çalışması suçun temel sebebidir. Bu düzen değişmeden, ne çocuklar kurtulacaktır ne de toplum. Şiddeti üreten koşullarla yüzleşmeyen her siyasal iktidar, dökülen her kanın sorumluluğunu taşımaya devam edecektir.
- Evlatlarımızın katilleri en ağır şekilde cezalandırılmalı, yeni canlara sebep olacak bu cesaret sarmalı ortadan kaldırılmalıdır. Bu katillere 'suça sürüklenen çocuk' demek yerine 'sefalete sürüklenen ailelerin çocukları' demek, bugün yaşananları anlamak için elzem.
- İşin başka bir boyutu ise mesleki ya da akademik olarak eğitim hayatında yer alamayan, istihdam edilemeyen, sefalete sürüklenen çocuklar ve gençlerin, eline silah arkasına insan gücünü aldığında tüm dezavantajlarını yitireceğini adeta örnekleyen TV yapımlarına maruz kalması. Neredeyse her TV kanalında elinde silah, arkasında adam, 'aşk hikayeleri' arkasına saklanmış çetelerin mücadeleleri yayımlanıyor. Buna da artık dur demek gerek!"