Gazeteci Müyesser Yıldız, Şırnak Uludere'de (Roboskî) 14 yıl önce 17'si çocuk 34 kişinin "PKK'lı zannedilerek" hava saldırısında öldürülmesiyle ilgili yeni iddiaları yazdı. Yıldız'ın aktardığına göre 15 Temmuz darbe girişimi davasında yargılanan Mamak 28. Mekanize Piyade Tugay Kurmay Başkanı eski yarbay Savaş Kabaklı, duruşmada, o dönemde Genelkurmay 2. Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar'ın Roboskî olayında kritik rol oynadığını ancak adının evraklardan çıkarıldığını öne sürdü. Kabaklı, "Roboskî katliamı denilen olayda hazırlanan evrakların içinden Hulusi Akar'ın ismi tamamen çıkarttırıldı. Bana emir verildi, ben de çıkarttım." dedi.
"Geçen hafta yapılan anma töreninde de DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın, "Şayet yanlış ihbarsa, o yanlış ihbarı kim yaptı açığa çıkarılsın istiyoruz. Şayet doğru ihbarsa, o uçaklara kalkış emri ve vur emri veren açığa çıksın, yargılansın." çağrısını hatırlatan Müyesser Yıldız'ın yazısının ilgili bölümü şöyle:
"Uludere olayını son olarak geçtiğimiz 14 Kasım'daki duruşmada savunmasını yapan 15 Temmuz döneminin Mamak 28. Mekanize Piyade Tugay Kurmay Başkanı eski yarbay Savaş Kabaklı'nın gündeme getirdiğini öğrendim. O duruşmayı izleyemediğim için SEGBİS kayıtlarının çıkmasını bekledim.
10 Aralık'ta çözümü yapılan kayıtlara göre, Savaş Kabaklı'nın dillendirdiği iddiaları özetleyelim:
'2011 yılı Temmuz ayında yaklaşan Askeri Şura toplantısı öncesinde hiç beklenmeyen bir hareketle 27. Genelkurmay Başkanı Işık Koşener görev süresinin henüz birinci yılı tamamlanmışken kuvvet komutanlarıyla beraber istifa edince, tarihin akışını değiştirecek önemli kırılma anlarından biri yaşandı. Sonuçta 28. Genelkurmay Başkanı olarak Necdet Özel Koltuğa oturdu. İktidarın Oslo Mutabakatı kapsamında verdiği sözlere rağmen Necdet Özel komutasındaki TSK teröristle mücadelede konsept değişikliğine gitti ve 2011 yılının Eylül ayı ile 29 Aralık arasında terör örgütüne tarihinde görülmemiş bir darbe indirerek binlerce militanın etkisiz hale getirilmesini sağlayan ve neredeyse örgütün tamamen yok edilme noktasına sürüklendiği insan ötesi bir mücadele yürüttü. Lakin Oslo'da yeni partnerini bulan siyasi iradenin acilen duruma müdahale etmesi ve başkanlık yolundaki en önemli destekçisini bu zor durumdan kurtarması gerekiyordu. Hava operasyonları terör örgütünün direncinin kırılmasındaki en önemli aktör olarak ortaya çıktığından önce bunun önünün alınması gerekiyordu. Öyle bir şey yapılmalıydı ki, örgütün ısrarla engellenmesini istediği hava operasyonları üzerine ağır bir gölge düşürülerek meşruiyeti tartışmalı hale getirilip bir daha yargılanmayacak şekilde durdurulmalıydı.
28 Aralık 2011 tarihi bu işin dönüm noktası oldu. Kayıtlara Uludere-Roboskî vakası olarak geçen elim hadise bizzat ülkenin istihbarat teşkilatının terör örgütünün Suriye kolunun lideri olan Bahoz Erdal'ın kaçakçı kılığında Uludere üzerinden Türkiye'ye giriş yapacak şeklinde özetlenebilecek raporları aracılığıyla pişirilip pimi çekilmiş bir bomba gibi TSK komuta heyetinin kucağına bırakıldı. Tabii olay sonrası MİT böyle bir mesaj göndermediğini iddia etti. Ancak mesajın bizzat kendisini ben Malatya'da İkinci Ordu Karargâhında İstihbarat Başkanlığında görev yaptığım dönemde işlem yaptım, evrak kaydını dahi yaptım. Mevcudu var MİT raporunun, A1 seviyesidir. A1 seviyesi hem kaynağı hem de haberin içeriği yüzde yüz güvenli demek. Bu operasyonla bir taşla o kadar çok kuş vurulmuştu ki, o günkü karar alıcı komutanların 15 Temmuz sürecinde ve sonrasında üstlendikleri roller ve makamlar göz önüne alındığında çok daha iyi anlaşılacaktır.
Ayrıntıları hatırlayalım isterim. MİT'ten gelen ihbar dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Yaşar Güler'e iletilince, ihbarı astı olan dönemin İstihbarat Analiz Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu'ya göndertir. Karargah'taki Silahlı Kuvvetler Komuta Hareket Merkezi'nde yapılan görüntü analizinde ihbarın doğru olduğu ve ardından kaçakçı görünümlü bir grubun sınırdan geçiş yapma hazırlığı içinde olduğu tespit edilince, Yaşar Güler ve Ali Rıza Kuğu, Bahoz Erdal'ı etkisiz hale getiren kahraman komutanlar ünvanına sahip olmanın bahtiyarlığını yaşayacakları heyecanıyla dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın odasına koşarlar ve komutanlarını analizlerinin doğruluğu konusunda ikna ederler. Ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel aranır ve durum kendisinin rapor edilip emri istenir. Necdet Özel Paşa ikna edilip onayı alınınca da 'vurun' emri verilir.
Hulusi Akar'ın pozisyonu burada çok önemli. Sonrasında, 'pilotun kaçınılmaz hataya düştüğü kanaatine varılmıştır' değerlendirilmesiyle hukuken kapatılan vahim operasyonun emri böylece verilmiş olur. Bu arada olay sonrasında soruşturma açan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın içeriğine ait evraklar istendi. Bu evrakları bizzat ben kendim hazırladım. 3 mavi klasör dolusu evrakı hazırlayıp çok gizli ibaresiyle zarfladıktan sonra Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermeden önce komuta katına arz ettim. Emirle, burasının altını çiziyorum; Roboskî katliamı denilen olayda hazırlanan evrakların içinden Hulusi Akar'ın ismi tamamen çıkarttırıldı. Bana emir verildi, ben de çıkarttım. Hulusi Akar sanki olayda hiç yokmuşçasına Cumhuriyet Başsavcılığı'na evraklar emirle gönderildi. Çok sayıda genç yaştaki vatan evladının yok yere hayatını kaybettiği ve bölge halkının devletle arasının iyice açılmasına yol açan bu elim hadise sonrasında ortaya çıkan vahim tablonun hesabının sorulabileceği tehdidi Demokles'in kılıcı misali adı geçen komutanların başının üzerinde dönmeye başlayınca ilginç bir hadise yaşanır.
Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu kendisinin kurban edileceği korkusuna kapılıp 2. Başkan Hulusi Akar'ın odasında avazı çıktığı kadar bağırıp koridorları inleterek, 'Ben yanarsam sizi de yakarım' diye komutanlarını tehdit etme cüretini gösterecektir. Muhtemelen dosyadan Hulusi Akar'ın isminin çıkartıldığını duyduktan sonra oldu bu olay. İşte bu hadise ile bıçakla kesilir gibi kesilen hava operasyonlarının ardından, sonraki yıllarda ağır bedeller ödendiği, ülkenin uçurumun kenarından döndüğü, her yönüyle yanlış kurgulandığı tüm kamuoyu hatta siyasi iktidar mensuplarınca da kabul ve itiraf edilen çözüm süreci başlatılarak terör örgütüne can simidi uzatıldı.'"
Yıldız, Kabaklı'nın Mahkeme Başkanı tarafından, "Şu ana kadar yaptığın savunmanın bizim davamıza bir ilgisi olmadığını sen de çok iyi biliyorsun. Tamamen siyasi bir savunma yapıyorsun. Devletin kurumları, valileri, onları karıştırıyorsun. Varsa bunlarla ilgili senin söylemek istediğin ilgili yerlere dilekçelerle başvurularını yap. Bu dava benim davamın konusu değil… Senden beklediğimiz darbe gecesinde yaşananlar senin eylemlerin ve üzerine atılı bozma kararıyla ilgili savunman… Senin kişisel görüşlerin veya bilgilerin gizli, senin ama o bilgiler beni ilgilendirmiyorsa burada açıklamanı da istemiyorum. İlgili yerlere bu bilgilerini açıklayabilirsin… Dava dışı konuşursan araya girmek durumunda kalacağım, senin bu şekilde konuşmanı istemiyorum… Roboski katliamını ben yargılamıyorum. Roboski katliamıyla ilgili Vali'yi suçluyorsun, MİT'i suçluyorsun, orayı burayı suçluyorsun. Şu an bunlar beni ilgilendirmiyor, davamın konusu değil. Her konuyu ben mi burada dinleyeyim?" diyerek uyarıldığını da ifade etti.
Yazının tamamını okumak için tıklayın.