Partisinin Muğla'da düzenlenen "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Acele kamulaştırma yetkisi çok eski zamanlardan beri cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir ve doğru bir yetkidir. 'Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine cumhurbaşkanınca karar verilecek hallerde, olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere' diyor. İstisna bir durum bu. Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi Akbelen Ormanı'nı Limak şirketine vermek için kullandı" ifadelerini kullandı. AYM'ye çağrıda bulunduğunu söyleyen Özel, "Rica ediyorum; bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin, bu günahkar Erdoğan'a 'Dur' deyin" ifadelerini kullandı.
Ayrıca Özel, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında kendisine söylediği "Engelleyemeyeceksiniz, durduramayacaksınız, bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yeter Özgür" sözleri hakkında, "Şunu bilsin; hiç niyetim yok, bu gidişi durdurmayacağım. Millet sizi yolluyor, gidiyorsunuz, bunu durdurmayacağız. Ama sen de şunu bil; bu gelişi durduramayacaksın. Cumhuriyet Halk Partisi'nin gelişini durduramayacaksın. Biz kazanacağız" dedi.

Özel'in açıklamalarından satır başları şöyle:
"Adalet ve Kalkınma Partisi ne yapmış Muğla'ya diye baktım. Muğla 2025'te 68 milyar lira vergi ödemiş. Muğla'ya bütçeden 5,7 milyar para ayrılmış. Verdiği vergi Muğla'da kalsa bunun 12 katı hizmet olurdu. Muğla'dan kepçe ile almışlar, çay kaşığıyla vermişler.
Sorunları gören, çözmek isteyen ve enerjisi, kararlılığı olan yepyeni bir iktidara, enerjiye; şikayet eden köylüye 'Al ananı da git' diyen bir cumhurbaşkanı değil, ilki gibi 'Köylü milletin efendisidir' diyen bir cumhurbaşkanına ihtiyaç vardır. 89'uncu kez otobüsün üstündeyiz, eylemdeyiz. Durmadık, durmayacağız. Yılmadık, yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız ne bu mücadeleyi bırakacağız.
Muğla'da barınma sorunu var. Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara, tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin. CHP'nin barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde kiralık sosyal konut vardır. Biz bunu söyleyince bulduğu büyük karşılıktan dolayı Adalet ve Kalkınma partisi de 'Biz de bunu yapacağız' dedi. 100 konuttan beş tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Yüzde 15, 20, 25'lik oranda kiralık sosyal konut olmalıdır. Bizim iktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacaktır. Bunu yapmak boynumuzun borcudur.
İkizköy'e bağlı Akbelen ormanı 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren İkizköy boşaltılmaya ve köylülerin elinden alınmaya çalışıldı. 2019'da orman için kesim kararı çıkardılar. O günden itibaren de Akbelen direnişi başladı. O günden beri çevreciler, burayı sevenler Akbelen'de oldular. Akbelen direnişini saygıyla selamlıyorum ve bir kez daha sahipleniyorum.
Meselenin ne olduğunun bütün Türkiye tarafından canlı yayında duyulması çok kıymetli. Buradan vicdanı, insafı olan, Allah'a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum. Akbelenliler direndiler ancak Adalet ve Kalkınma Mahkemesi buna karşı seçimden önce 11 Mart'ta bir adım attı, kendi partilileri ayağa kalktı. 'Eyvah seçimi kaybederiz' deyip geri çektiler. Şimdi kötülüğü beş katına çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi, 10 Ocak'ta Resmi Gazete'de yayımlanan kararla 679 parsele acele kamulaştırma kararı çıkardı. Akbelen'deki mücadeleyi kendileri kıramayınca bu işe Meclis'i alet ettiler, kanun getirdiler. Burada zeytinlik olan yerlerin korunmasına ilişkin kanun duruyorken kendilerince bir numara ile zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek buraları madenciliğe açtılar.
O acımasız şirket diyor ki: 'Ben orman kesmenin peşinde değilim. Bana 4 milyar dolarlık bir söz var. Paramı versinler, vazgeçeyim.' Ne için ve ne zaman söz verdilerse buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca olmayacak bir iş yaparak koordinatlarıyla buraları tarif eden bir kanun çıkardılar. Kanunu saatler içinde AYM'ye götürdük, 'Bu haksızlığı durdur. Bunu iptal et' dedik. Başvurumuz, AYM'nin önünde duruyor. Bunlar AYM'nin iptal kararı vermesinden endişe ederek tuttular, 10 Ocak günü Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı aldılar.
Önce AK Parti'ye, MHP'ye oy veren, önümüzdeki mübarek Ramazan'da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan insanlara bunları şikayet etmek farz. Bakın, acele kamulaştırma yetkisi çok eski zamanlardan beri cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir ve doğru bir yetkidir. 'Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine cumhurbaşkanınca karar verilecek hallerde, olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere' diyor. Bu ne biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak. Oradaki de diyecek ki 'Ben yerimi vermem', oranın parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın. Bu kadar istisna bir durum bu.
Örneğin, Kıbrıs'a çıkartma askeri yollayacaksın; adam diyor ki 'Benim tarladan çıkartma gemisi kapak attırmam', 'Al paranı, çekil kenara.' Bu kadar istisnai bir şey bu. Duyuyor musun beni Hacı amca? Hacı teyze duyuyor musun beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece Cumhurbaşkanı'nın kullanacağı yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat... Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi Akbelen Ormanı'nı Limak şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar. Bu yetkiyi düşmanı savmak için kullanmıyor. Bunu ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese şikayet ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin; biz buna itiraz ediyoruz.
Bakın, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetleri 1186 madene ruhsat verdiler. Toplam 1186. O 80 yıldan sonraki 20 yılda AK Parti, 386 bin madene ruhsat verdi. 80 yılda verilenin 20 yılda 350 katını verdi.
Bakın Muğla'nın yüzde 60'ını madene açtılar. Muğla'nın yüzde 60'ı maden ruhsat alanıdır. Bu Muğla, bir ilçesini Allah göstermesin vermeyi kabul etsen, Almanya'nın tapusunu üstüne yaparlar; öyle bir yer bu Muğla. Bir ilçesini, bir ilçesini tut şuradaki bir ilçesini 'Vereyim mi sana?' de, Almanya'nın tapusunu verirler sana. Hollanda'yı verirler sana. İngiltere'nin yarısını verirler sana. Bu Muğla'nın yüzde 60'ını maden ruhsatına açtı bunlar.
Biz Anayasa Mahkemesi'ne gittik. Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi'nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum: Bizim Anayasa Mahkemesi'nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda... Hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için; oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, orada hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için, 200 tür bitki için, 100 farklı kuş türü için Anayasa Mahkemesi'ne burada Milas meydanından çağrıda bulunuyorum. Ve bu canlılar için ve bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi'ne 'lütfen' diyorum. Sizlere rica ediyorum; bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin, bu günahkar Erdoğan'a 'Dur' deyin, 'Dur' deyin!
Anayasa Mahkemesi'nin sayın üyeleri; bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün. Onun için mücadele eden 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün. Ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve 1,5 milyon zeytin ağacının kesimine 'Dur' demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama 'Dur' deyin. Sizden bunu bekliyoruz.
Bu iktidar doğaya iyi gelmedi. Tarıma iyi gelmedi. Baktığınızda kimseye iyi gelmedi. Ne çocuklara, yeni doğan bebeğe de iyi gelmedi. Çocuğa da iyi gelmedi. Kadına iyi gelmedi. Yoksula iyi gelmedi. Orta direğe iyi gelmedi. Memura, işçiye iyi gelmedi. Çiftçiye de iyi gelmedi.
Muğla Planlama Ajansı'nın hazırladığı bir rapor... Buraya çalışırken önüme geldi. Muğla'da, çiftçilerin yüzde 69'u 'Gelirim giderimi karşılamıyor' diyor. Yüzde 63'ü 'Başka bir imkanım olsa çiftçiliği bırakırım' diyor. Doğru mu? En kötüsü de bu; yüzde 75'i, dört çiftçiden üçü diyor ki 'Evladım benim gibi çiftçi olmasın, başka bir işi olsun' diyor. Doğru mu? İşte 58 yaş ortalamasına gelen çiftçilerin düşürüldüğü durum bu.
2024 yılı bütçesi yapıldı. Bütçe, Cumhuriyet'in bize kazandırdığı en büyük haktır. Bir ülkede tek adam varsa her şeye o karar verir. Ama o ülkede parlamento varsa bütçe hakkı vardır ve bütçeye milletin temsilcileri karar verir. Bu sene parlamentoya bütçe geldi. Gelen bütçede çiftçi için ayrılan para, destekleme için sadece 168 milyar lira. Oysa kanun Gayrisafi Milli Hasıla'nın yüzde biri olacak diyor. Yani 772 milyar lira. Çiftçi beş hak etmişken bütçeye bir koydular. Kanuna aykırı bütçe getirip geçirdiler. Çiftçi yüzde birini hak ediyorken binde ikisini, hakkının beşte birini verdiler.
Açık açık konuşalım; bu ülkede tarım bilinçli olarak bitiriliyor. Türkiye yurt dışına bağımlı hale getiriliyor. AK Parti çiftçinin değil, yurt dışından gıda ve hayvan ithal edenlerin menfaatini düşünüyor. Bakın, düne kadar bu otobüsün üstünden ve deprem bölgesinde de bir hafta boyunca 55 kez şunu söyledim: Çiftçiler kredi kullanırken 'Borcu yoktur' kağıdı isteniyor. Bu kadar sıkıntı var; vergi borcu, SGK yani Bağ-Kur borcu olmayan çiftçi nasıl olsun? Bu kağıdı istersen nasıl kredi kullanabilsin? Nihayet dün akşam, bu gece 400 bin liraya kadar kullanılacak kredilerde 'Borcu yoktur' kağıdından nihayet vazgeçtiler. Bu, Erdoğan'ın çiftçiler için isteyerek attığı bir adım değildir. Bu meydanların gücüdür. Sizin gücünüzdür. İtirazın ve ısrarlı tekrara verilen desteğin gücüdür. Bugün bu geri adımı attırdık, yarın çok daha büyük adımları hep birlikte atacağız.
İkincisi; buradan deprem bölgesine bir kez daha selam olsun. Biliyorsunuz deprem bölgesine bir hafta gittim, 55 tane orada program yaptık. Her programda şunu anlattım: Dedim ki depremden sonra bu milletten Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni iki kez istediniz, verdiler. KDV'yi ikide katladınız, ses etmediler. ÖTV'leri arttırdınız, 'deprem için' diye ödediler. Yurt dışı çıkış harcından tutun her harcı arttırdınız. Toplam bağış kampanyalarıyla birlikte 71 milyar dolar toplandı. Ne yaptılar? 40 milyar dolarla 'Konutlar bitti' diye hesap yaptılar, onların yalancısıyız. Yani konutlara lazım olan para toplandı ve 31 milyar da fazlası var. Ama depremzedeye anahtar vermeden önce senet imzalatıyorlar. Ve 'Nokta nokta nokta TL borçluyum, nokta nokta nokta faiz ödeyeceğim.' 100 kere söyledim; afet konutunda faiz olmaz ama orayı çizince anahtar vermiyorlar.
Neymiş efendim, dükkan olursa kapsam dışıymış, rezerv alan kapsam dışıymış. Dedik ki faiz olmasın. 10 gün sustular, toplumda yükselen baskıyı görünce dün açıkladı 'Faiz almayacağız' diye. İşte bu tekrarın, mücadelenin ve bu meydanların gücüdür. Şimdi diyor ki; 'İki yıl ödemesiz, 18 yıla böleceğim, peşin verene beşte birine vereceğim, birkaç milyona ev vereceğim.' Ya bu evlerin parasını bu aziz millet vergi olarak ödedi, bağış kampanyalarıyla ödedi. Buradan daha ne parası? Buradan Erdoğan'a sesleniyorum; o boş senetleri ya yırtıp atacağız ya yırtıp atacağız. Başka çaresi yoktur.
Bundan sonra artık bu mücadele, Erdoğan'dan bir şey isteme mücadelesi değildir. Ben 20 bin liralık emekli maaşını Erdoğan'ın eskiden olduğu gibi 1,5 asgari ücret olan 42 bin liraya çıkarmasını ya da bizim söylediğimiz gibi asgari ücreti 39 bin lira yapmasını beklemiyorum. Biz Erdoğan'dan asgari ücrete zam, emekliye zam, depremzedeye bedava konut, öğrenciye yurt, yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa istemiyoruz. Erdoğan'dan bir şey istersem yazıklar olsun. Ondan bir tek şey istiyoruz: Erken seçim sandığını istiyoruz, erken seçim sandığını.
İktidara geldiğinde sekiz çeyrek altın alan en düşük emekli maaşı bugün 1,5 çeyrek altın alıyor. yedi çeyrek altın alan asgari ücret iki çeyrek altın alıyor. Ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 lira. Asgari ücret sefalet ücreti ve maalesef ortalama ücret noktasına geldi. Oysa asgari ücret ilk bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan en düşük ücrettir.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olduğumuzda bugünkü şartlarda asgari ücreti 39 bin lira, en düşük emekli maaşını önce bir asgari ücret, sonra Erdoğan öncesi gibi iki asgari ücret yapmaya geliyoruz. Biz Erdoğan'dan zam değil, zam yapmak için milletten yetki, Erdoğan'dan da sadece ve sadece seçim sandığı bekliyoruz.
Erdoğan çıktı dedi ki, 'Bu gidişi durduramayacaksınız Özgür' dedi bana. Valla bozuk saat günde iki kere doğruyu gösterirmiş ya; Erdoğan'ın doğruyu söylediğini son zamanlarda ilk kez duyuyorum. Ve şunu bilsin; hiç niyetim yok, bu gidişi durdurmayacağım. Millet sizi yolluyor, gidiyorsunuz, bunu durdurmayacağız. Ama sen de şunu bil; bu gelişi durduramayacaksın. Cumhuriyet Halk Partisi'nin gelişini durduramayacaksın. Türkiye İttifakı'nı durduramayacaksın. Sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları... Türkiye İttifakı'nın iktidarını, ay yıldızlı al bayrağı elinde taşıyan Türkiye İttifakı'nın iktidarını durduramayacaksın. Şunu bilsin herkes: Bu bayrakla sorunu olmayan, ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olmayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'le sorunu olmayan herkes bizdendir, herkes bizimledir. Türkiye İttifakı budur. Biz kazanacağız.
Ve bu mücadele bir dönemi kapatıp bir dönemi açacak. Artık bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Artık Limak'ın devri bitecek, Akbelen köylülerinin devri başlayacak. Artık yandaş müteahhitler değil, bu aldığı 20 bin lira sefalet maaşıyla bu meydanda itiraza koşan emekliler; yandaş müteahhitler değil bu meydanı dolduran emekçiler, çiftçiler kazanacak. Halk kazanacak, halkın evlatları kazanacak, vatan evlatları kazanacak.
Bugünün özel bir anlamı var. 19 Mart darbesinden beri tam 333 gün geçti. O gün demiştim ki, o gün... Hangi gün hatırlayalım; 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapıp Türkiye'de yüzde 65'e hizmet götürmeye milletten yetki alıp, bütün Türkiye'de çok büyük başarılara imza atıp AK Parti'yi de tarihinde ilk kez ikinci bırakıp birinci parti olduğumuzda; Adalet ve Kalkınma Partisi bizi tebrik etmek, bizimle hizmette rekabet etmek, eğer genel seçimleri de kazanırsak bize ülkeyi teslim etmek yerine başka bir şeye kalkıştı.
19 Mart tarihinde millete 'Hayır, sen değil benim dediğim yönetecek' dedi. Milli irade beni seçerse millidir, beni seçmeyince kirlidir dedi. Milli iradeye mundar oldu da dediler, bir sürü sözler de söylediler. Geçmişle seçimler iptal ettiler yine kazandık, bir daha kazandık. Bu sefer AK Parti bizi gençlik kollarıyla, kadın kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anladığı için yargı kollarını kurdu. Hiçbir partide olmayan, demokrasiye yakışmayan ve darbeyi tankla topla değil, cübbeyle yaptıran bir işe kalkıştılar. Bu milletin seçtiklerini içeri atıp bu millete ayar vermeye, bu milleti sindirmeye ve geriye çekilmeye zorladılar.
Şunu söyleyeyim; bu ülke devletini sever. Çağırır askere gider, ister vergi verir, laf söyletmez gün gelir onun için canını verir. Ama sen devleti milletin karşısına dikersen, sen devleti bir partinin ilan edersen, sen kendi çıkarın için devleti işin içine sokarsan, alet eder onun lehine kullanırsan bu millet buna dur der.
İşte 31 Mart'ta bu millet; valilerin AK Parti İl Başkanı gibi çalışmasına, kaymakamın ilçe başkanlığı görevini üstlenmesine, uzman çavuşlarımızın emir altında hiç gitmedikleri ve bir daha hiç olmayacakları illerde ilçelerde zorla oy kullandırılmasına, seçimdeki baskılara, haksızlıklara yani devleti partinin, partiyi devletin sahibi gören AK Parti'nin kara düzenine karşı dimdik durmuştur. Ne zaman devletle millet yarışır, millet kazanır. Tayyip Erdoğan arkasına devleti almış, devletin gücünü almış, Trump'ı almış bize meydan okuyor. Vallahi de biz kazanacağız çünkü biz milletin tarafındayız, arkamızda millet var.
İşte bu şartlar altında 19 Mart günü bu darbeye maruz kaldığımızda şunu söyledik: Her darbenin bir hedefi var. Bu darbe öncekilerden farklı. Öncekilerde darbe iktidara yapılıyordu, bu sefer darbeyi iktidar yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki iktidara. Kim yaptırıyor? Cumhurbaşkanı. Kimin için yaptırıyor? Kendisi için. Kime yaptırıyor? Kendinden sonraki Cumhurbaşkanına yaptırıyor.
Burada mademki devletin savcısı AK Parti'nin yargı kolları başkanı olmuştur; mademki devlet AK Parti'yi, AK Parti devleti kendisiyle iç içe geçmiş olarak Erdoğan'ın elinde bulmuştur, o zaman buna milletle direnmek lazım. Darbenin hedefi bir sonraki iktidardır, sembolik hedefi Saraçhane binasıdır. O zaman orayı kayyıma vermemek, teslim olmamak, milletle bir savunmak lazımdır. Çağırdık. 'Saraçhane'ye gelin' dedik. Biz bunu söylediğimizde anında İstanbul Valiliği, beş gün boyunca üç kişinin bir araya gelmesini yasakladı. 'Oraya gelemezsiniz' dedi. Yetmedi; otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, metroları yasakladılar, vapurları bağladılar ve 'O meydana bir kişi bile giremeyecek' dediler. Arkadaşlar dedi; 'Eyvah ne olacak?' Dedim ki; 'Ne olacaksa bu akşam olacak. Ya bu millet gelip Cumhuriyet'e sahip çıkacak, demokrasiye sahip çıkacak ya da onlar kazanacak.'
O gün bugün 89'uncu kez bu otobüsün üstündeyiz. O gün bugündür diyoruz ki; öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz, emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz, çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Hani diyorlar ya 'Kasım 2027'de yapacağız seçimi, daha önce yapmayız.' Yani bugüne kadar üç günün biri geçti, ikisi kaldı. 1000'inci güne ulaştığımızda AK Parti iktidarından kurtulmuş olacağız. AK Parti'nin kara düzeni bitmiş olacak.
Vallahi yolun üçte birini yürüdük. Ben ilk günden daha enerjik, daha güçlü, daha heyecanlı ve daha kararlı hissediyorum. Siz de öyle hissediyor musunuz? Yani dediğim şu: Pijamalar çıkıp kumandalar bırakılıp en yakındaki çağrıldığın meydana koştuğunda hiçbir şey zor değil. O zaman başaracağız. Asla ve asla katlanmak zorunda değilsin. Bize katılabilirsin ve sen kazanacaksın, sen kazanacaksın.
Bu emekli maaşına, bu düşük ücrete, bu yoksulluğa, bu enflasyona, bu zamlara, işsizliğe, adaletsizliğe, haksızlığa katlanmak zorunda değilsiniz. Bir çaresi var. Var bir çaresi; onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi. Milas'tan ilan ediyorum ki AK Parti'nin kara düzeninin sonu gelmiştir. Artık kısa çöp uzun çöpten hakkını alacaktır. Bu meydanları dolduran yoksullar, orta direk, ezilenler bu zengin ülkenin zenginliğinden payını alacaktır. Hep birlikte çalışıp daha çok kazanıp daha adil bölüşeceğiz. Zenginlerin bir elinin yağda bir elinin balda olduğu, verginin yüzde 89'unun bu meydanlardan toplandığı AK Parti'nin kara düzenini yıkacağız. Çok kazanandan çok alacağız, az kazanandan az alacağız, garibanın yakasından bu kirli elleri çektireceğiz. AK Parti'nin kara düzenini hep birlikte yeneceğiz.
Bu AK Parti'nin kara düzeninde bakın nasıl suçüstü yakalandılar. Bir gün akşam İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı -ki hatırlayın ne kadar tartışmalı karar varsa geçmişte hepsini alan, sonra da Anayasa Mahkemesi hak ihlalleri verdiği halde terfi ettirilen, ödüllendirilen birisi. Önce hakimdi, siyasete girdi, bakan yardımcısı oldu, oradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı oldu- Çıkmış televizyona ki 'Ben düne kadar' -bakın, ağzıyla söylüyor- 'Ben düne kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıydım. Gece 12'yi bir kala başsavcı güya tarafsız, güya adil, güya partisiz, güya herkese eşit... Ama 23.59'da bu noktada, 24.00'te, daha görevinden ayrılmadan bir imzasıyla Erdoğan'ın Adalet Bakanı oldu. Ertesi gün Erdoğan'la birlikte AK Parti'nin il başkanları toplantısına katıldı utanmadan ve AK Parti'nin il başkanlarına diyor ki: 'Partimizin başarısı için çalışacağım.'
Şimdi bütün Türkiye'nin önünde bugüne kadar 89 miting anlattım 'Bu dava siyasidir' diye. 89 miting... Bu kadar güçlü anlatamazdım. Akın Gürlek siyasidir, AK Partilidir. AK Parti il başkanlarının önünde 'Partimiz için çalışacağım' diyen kişi bir gün önce Ekrem İmamoğlu'na, arkadaşlarımıza iftira atan, zulmeden kişidir. Buradan bir kez daha milletimizin, yüce Türk milletinin önünde söylüyorum ki bu dava siyasidir, Akın Gürlek siyasidir, bunların hepsi iftiradır. Canlı yayına cesaretleri yoktur."