İslam’ı şöyle anlamak gerekir diye yazacak değilim. Böyle bir yazı yazmak için tefsir, hadis, kelam, fıkıh ilimlerinde esaslı bir ilme sahip olmak bile yetmez. Çünkü bu dallarda yazılmış eserleri hıfzetmek yetmez… Çünkü yeni bir bakış getirmiş olmazsınız, yüzlerce yıldır yapıldığı gibi “nakilcilik” yapmış olursunuz.
Peki ne yapmalı? İslam tarihine bir laboratuvar gibi bakıp dersler çıkarmalı… Yani tarih ve sosyolojide de esaslı bilgi sahibi olmak gerekir.
Hatta ‘bilim felsefesi okumuş olmak gerekir. Çünkü klasik Kelam ilmi, o zamanlardaki dünya-merkezli bir evren anlayışıyla teşekkül etmişti…
Bugün biliyoruz ki, dünyamız evrendeki milyarlarca yıldızdan biridir, güneşin etrafında dolaşan gezegenlerden biridir.
İşi fazla mı büyüttüm? Kim bu kadar bilgiye sahip olabilir?
Bu haklı bir itirazdır. Her bir ana bilim dalının kaç branşa ayrıldığı çağımızda arttık “allame-i kül” mümkün değildir.
Eyvah mı?.. Hayır eyvah da değil. Öyle birinin çıkmasını beklemek de saçmadır. Zaten bilimlerin kendisi da asırlar içinde adım adım gelişti; hem de bazen diri diri yakılarak, derisi yüzülerek…
Mesele, mümin bir Müslüman’ın zihninin yeni bilgilere açık olmasından ibarettir.
Tarihi bilgi mirasını kutsayınca bu mümkün olmuyor. Bugünün büyük problemi, Müslüman zihninde tarihin kutsanması, elekten, eleştiriden geçirilmemesidir. Bunun ucu Taliban’a, IŞİD’e kadar gidiyor!
Hele de fıkıhta hâlâ eski fetvalara tarihi metinler olarak değil de, ilahi hakikat beyanları gibi bakmak yaygındır.
2013 yılında, Selefi zihniyetin, İlahiyat programından felsefe grubu dersleri kaldırdığını, büyük tepki üzerine tekrar konulduğunu hatırlayalım.
Merhum Ömer Nasuhi Bilmen, en büyük fıkıh âlimlerimizden biriydi. “Fıkıh Istılahları” konulu 8 ciltlik muazzam eseri, 1949-1952 arasında, İstanbul Üniversitesi’nce basılmış, Sıddık Sami Onar, Hüseyin Nail Kubalı ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu gibi hukuk profesörleri eserin değerini belirten yazılar yazmışlardı.
Bilmen Hoca’nın bir de tefsiri vardır; fıkhın ana geleneğine uygun olarak nakilcidir. Mesela, mevsimlerin sebebinin “güneşin deveranı” olduğunu yazar. Eski tefsirlerden aktarmıştır. (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meal-i Âlisi ve Tefsiri, cilt 4, s. 1690)
Oysa, hadis âlimi hocamız Prof. Mehmed Said Hatiboğlu, “Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti” adlı zihin açıcı eserinde, eski kitaplardaki bilime aykırı rivayetleri eleştirir ve çağdaşları olan “İbn-i Sinalarla, Birunilerle bu konuları müzakere etmiş müfessir, muhaddis ve fakihlerimizin bulunmamasını” esefle kaydeder. (Otto Yayınları, s. 56 vd.)
Osmanlı bilim tarihinin en büyük isimlerinden Kâtip Çelebi, 1600’lü yıllarda Cihannüma adlı emsalsiz eserinde, Müslümanların gök cisimlerini ve tabiat olaylarını merak etmediğini, oysa Hristiyan ve Yahudilerin bu konularda çok okuyup yazdıklarını derin bir üzüntüyle belirtir. Batı’da gelişmekte olan modern astronomi hakkında bilgiler verir. (Cihannüma, İBB yayınları, 2010, s. 44)
Bütün mesele budur! Müslüman zihnin, başka medeniyetlerden ve özellikle Batı’dan gelen bilgi ve tecrübelere zihnini kapatması!
Bunu “öze dönüş” falan gibi hamasi ifadelerle ululaştırmak kolaydır üstelik.
Müslüman’ın modern bilimi sahiplenmesi konusunda, hukuk sahasında örnek, dün Cevdet Paşa ve Mahmud Esad Efendi ise, bugün mesela Ali Bardakoğlu hocamızdır.
Yetkin bir fıkıh profesörüdür ve aynı zamanda Hukuk Fakültesi mezunudur. Kitaplarında bu derinliği ve ufuk genişliğini görürsünüz.
Bilim tarihi konusunda Prof. Bekir Karlığa Hocamız, benim gözümde birinci sıradadır.
Muhterem Karlığa Hocamızın hayat hikayesini yansıtan nehir söyleşi, “Bir Varoluş Hikayesi” adıyla yayınlandı. İç Anadolu’dan, klasik din tedrisatı, İmam Hatip, Yüksek İslam Enstitüsü ve Batı’da bilim tarihi… Kitapta “felsefi bilgi”nin Müslümanlar için zorunlu olduğunu, ufukların ancak böyle açılacağını anlatıyor.
“İslam Düşüncesi’nin Batı Düşüncesine Etkileri” adlı iki cilt eseri, her kitaplık için “olmazsa olmaz’dır. Bir örnek vereyim. İbn-i Rüd’ün eserleri Batı’da matbaada binlerce nüsha basılıp tartışılırken, Osmanlı kütüphanelerinde sadece 4 nüsha el yazması vardı.
Karlığa hocam hakkında ayrıca yazacağım.
Hülasa, bütün mesele bu: Zihnimizi bilgiye açmak.