İkinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılan Almanya, savaş sonrası dönemde ekonomisini toparlamak amacıyla sanayileşme hamlesini başlatmıştır. Sanayiye yapılan yatırımlar, üretimi ve istihdamı artırmıştır. İç piyasadaki iş gücünün yetersiz kalması sebebiyle öncelikle İtalya, İspanya ve Yunanistan’dan, ardından ise Türkiye’den yabancı işçiler istihdam etmiştir.
O zamanki Batı Almanya ve Türkiye arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan iş gücü değişim anlaşmasıyla Türkiye’den ilk resmi iş gücü göçü gerçekleşmiştir. Anlaşma kapsamında gurbetçilerimizi taşıyan ilk tren 1961 yılında Sirkeci Garı’ndan hareketle Münih’e varmıştır. Türk vatandaşlarının Almanya ile başlayan yurtdışına göçü diğer ülkelerle devam ederek dünyanın birçok yerine yayılmıştır. Bu noktadan hareketle, Türk diasporasının ilk adımları atılmıştır.
İlk başlarda yurtdışındaki ülkelere misafir işçi olarak göç eden Türk nüfusu, zamanla çalışkanlıkları ve dürüst iş yapış şekilleriyle toplumların vazgeçilmez unsurları hâline gelmişlerdir. Türk işçiler aile birleşimi uygulamasıyla ailelerini yanlarına almışlar, barınma ve dil problemlerini zaman içerisinde çözmüşlerdir. Misafirlik yerini sürekli yaşama bırakmıştır. Misafir işçi olarak göç eden vatandaşlarımız kalıcı işçiliğin yanı sıra iş veren, yönetici, akademisyen ve siyasetçi gibi değişik meslek dallarıyla yaşadıkları ülkeleri kalkındırmışlar, o ülkelerin geleceğine yön vermişlerdir.
Yurt dışına iş göçünün başladığı dönemde Türkiye’nin taşra bölgelerindeki işsizlik ve yoksulluk sebebiyle vatandaşlar başta Almanya’ya ve Avrupa ülkelerine çalışmak için göç etmiştir. Türkiye’de rahat bir yaşam sürmek için gerekli olan maddi birikimi sağlama amacı bu göçte önemli rol oynamıştır. Vatandaşlarımız yurtdışında yaşamlarını sürdürürken Türkiye ile bağlarını hiçbir zaman koparmamıştır. Türk kültürüne ve dini değerlere sahip çıkarak hayatlarını kurmuşlardır.
Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine gelen ilk gurbetçilerimiz İslami açıdan helal yiyecekler bulma konusunda zorluk yaşamışlardır. Türkiye’den ithal edilen yiyecekleri taşıyan kamyonlar Türk nüfusunun yoğunlukta yaşadığı bölgeleri gezerek satış yapmaktaydılar. Kamyonlarla yapılan satışlar zamanla açılan Türk bakkalları üzerinden olmaya başlamıştır. Böylelikle helal yiyecekler kolay ulaşılabilir olmuştur.
Bahse konu olan yıllar, dünyada haberleşmenin kısıtlı dönemleridir. Cep telefonunun olmadığı yeni yeni sabit telefonların kullanıldığı, ekseriyetle mektupla iletişimin olduğu zamanlardı. Kişiler memleketlerini ararken telefon sırası için adlarını yazdırırlar, sıra gelince ise bağlantı problemleri ile konuşmalarını yaparlardı. İletişimin meşakkatli olması müzik dinlemek amacıyla kullanılan teypler bir nevi iletişim araçlarına dönüşmüştür. Kişiler teyp kasetlerine kaydettikleri seslerini yakınlarına göndermekteydiler. Kasetler tekrar tekrar dinlenilmekte, çekilen hasret dinmekteydi.
İlk gidiş yıllarında Almanya ve diğer ülkelerde cami ve din görevlisi sayısı azdı. Türk nüfus camiye gitmek için kilometrelerce yol kat etmek zorundaydı. Gerçekleştirilen hayırseverlik faaliyetleriyle zamanla cami ve ibadethane sayısı hissedilir şekilde artmıştır. Dini amaçların yanı sıra camiler bir külliye işlevinde kullanılarak gurbetçilerimizin kültürel bilgilerini de pekiştiren çalışmaların merkezi olmuştur. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması amacıyla camiler bünyesinde çeşitli faaliyetler yürütülmüştür.
Avrupa’da yaşayan Türklerin entegrasyon sürecinde tabii ki türkülerin de ayrı bir yeri vardır. Gurbeti yaşayan vatandaşlarımız vatan hasretini ve dönüş umudunu türkülerde bulmuştur. O yıllarda turneler kapsamında birçok Türk şarkıcı Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde konserler vermiş, gelen şarkıcılar sanki memleketten bir tanıdık gelmiş gibi ağırlanıyordu. Almanya’daki hayat Türk sinema sektöründe de kendini hissettirmiş, filmlerde o günün koşulları anlatılmaktaydı.
İş göçünün gerçekleştiği ilk yıllarda dil bariyeri Türk vatandaşlarımıza bazı zorluklar yaşatmıştır. Kişiler günlük hayatta lazım olacak kelimeleri öğrenmeye çalıştı. Gurbetçilerimizin ilk öğrendiği kelimeler ise İslam dinince yasak olan gıda ürünlerinin isimleri olmuştur. Çünkü gurbetçilerimiz helal olmayan ürünleri hatayla yememek için çok tedbirli davranmışlardır.
Türk mutfağının lezzetli yemekleri ise 1961’den sonra Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde tam anlamıyla yer elde etmiş, yerel nüfuslar tarafından beğenilmiştir. Türk restoranlarının açılmasıyla dünyada gastronomi alanında hatırı sayılır bir tanınırlık elde eden Türkiye; döner, kebap ve diğer yemekleriyle dünya mutfağına katkı sağlamıştır. Almanya’da en çok tercih edilen fast food yiyecekler arasında yer alan döner, artık ülkenin yerel tatları arasında gösterilmektedir.
Son yıllarda Türkiye Cumhurbaşkanlığı, çeşitli kurum ve kuruluşların etkin girişimleriyle Türk diasporasının gelişmesi için stratejik çalışmalar sürdürülmektedir. Dünyanın dört bir yanına yayılan Türk diasporaları arasındaki iletişim ve ticaretin artırılması için toplantılar düzenlenmekte, planlar ve programlar kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.
1961 yılında temelleri atılan yurtdışındaki diasporamızı beyin göçü olarak değerlendirilmemek gerekir. Aksine, göç olarak başlayan yurt dışına yerleşim, büyük bir güce evrilmiştir. Diasporalarımız bulunduğu ülkelerde başarıları, uyumlu ilişkileri, iş birliğine dayalı faaliyetleriyle yurt dışı ile Türkiye arasında kurulan ticari köprülerde büyük pay sahibidir. Diasporalar yurt dışında Türk kültürüne ait değerlere sahip çıkmakta, dinamik yapılarıyla güncel küresel gelişmelere kendini uyarlamaktadırlar. Takip edilen projeler ve çalışmalar yardımıyla Türkiye’nin dünyada ekonomik, sosyal ve siyasi gücünün artmasına destek olmaktadırlar.