Türkiye’de 2023 yılı içerisinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında ekonomide istikrarın sağlanmasına yönelik bazı politikalarda düzenlemeler yapılmıştır. Seçimlerin ardından siyasi belirsizliklerin rafa kalktığı, para politikasında sıkılaştırmanın kendini hissettirdiği bir döneme girilmiştir.
Finansal hareketlerde yaşanan sıkılaştırma üçüncü çeyrekte beklentilerin altında bir büyümeye neden olmuştur. Türkiye ekonomisi bu dönemde mevsimsellikten ve takvim etkilerinden arındırılmış bir şekilde % 0,3 büyümüştür. İlk 9 ayı kapsayacak ortalama büyüme % 5,9 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu arada, Orta Vadeli Program’ın 2023 yılı büyüme hedefi ise % 4,4’tür. 2022 yılı sonunda 905,8 milyar dolar olarak gerçekleşen GSYH, 2023 yılında üçüncü çeyrek itibarıyla 1 trilyon 75 milyar dolar seviyesine erişmiştir.
Üçüncü çeyrekte ekonomik büyümede bir ivme kaybı yaşanmış olup büyümeye en büyük katkıyı 7,7 puan ile hane halkı tüketimi sağlamıştır. Hane halkı tüketimini 3,4 puan ile yatırımlar, 0,7 puan ile kamu harcamaları izlemiştir. Net ihracat -2,6, stoklar -3,2 puan ile büyümeye negatif katkı sağlayan faktörlerdir.
İlk iki çeyreğe göre hane halkı tüketimi düşüş eğiliminde olsa da büyüme üzerindeki pozitif etkisini halen korumaktadır. Faizlerin artış riskini göz önünde bulunduran iş dünyası erken davranarak 2024 yılı için planladığı yatırımlarını yılın ikinci yarısında uygun maliyet koşullarıyla hayata geçirmeye başlamıştır.
Bu dönemde makine teçhizat yatırımlarının yanı sıra inşaat yatırımlarında da artış yaşanmıştır. Deprem bölgelerinin yeniden imar edilmesi kapsamındaki yeni konut projeleri inşaat yatırımlarında önemli bir yer kaplamaktadır. Emek yoğun bir sektör olan inşaat sektörü işsizliği azaltmakta ve 250 alt sektörü doğrudan etkileme gücü bulunmaktadır.
Bunların yanında, kasım ayı enflasyonu beklenilenin aksine % 3,68 yerine % 3,28 düzeyinde oluşması olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Bunun bir sonucu olarak, enflasyonun düşme trendine girdiğini yorumlamak mümkündür. Yıllık enflasyona yönelik piyasa tahmini % 62,61 iken, gerçekleşen oran ise % 61,98’dir.
Bilindiği üzere dünyadaki tüm merkez bankalarının temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Fiyat istikrarı çerçevesinde ekonomide kaynakların etkin dağılımı, doğru yatırım kararlarının verilmesi, üretkenlik potansiyelinin optimal kullanılması, borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi, büyümenin sağlanması ve istihdamın artırılması mümkündür. Piyasadaki enflasyonist baskı sebebiyle Türkiye, 2024 yılında fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalara odaklanacaktır.
Böylelikle yeni yılda dış gelişmeler ve iç piyasadaki konjonktür bağlamında enflasyonun düşürülmesine yönelik ekonomik araçlar hükûmet tarafından etkinleştirileceği tahmin edilebilir. Ayrıca, çekirdek enflasyondaki düşüşler enflasyonla mücadele programının uygulanabilirliğini artırmakta, piyasaya cesaret vermektedir.
Ekonomideki sıkılaştırıcı para politikaları ve son aylarda kredi faizlerinin artmasıyla tüketim eğilimi düşmektedir. 2024 yılının başında ücret zamlarının ve seçim harcamaların tüketim harcamalarını artırması öngörülmektedir. Bahse konu alanlarda yaşanacak harcamalar, yüksek kredi faizleriyle azalan tüketim harcamalarını belli bir oranda telafi edebilmesi mümkündür. Bunlara ek olarak, dış ticaret açığı 4 aydır ciddi bir şekilde gerilemekte, Orta Vadeli Program (OVP)’daki dış ticaret hedeflerine sene sonuna kadar erişileceği tahmin edilmektedir. Ocak-Kasım dönemini kapsayan 11 aylık ihracatımız yaklaşık 233 milyar dolardır. OVP’deki hedef ise 255 milyar dolardır.
Üretimde yaşanacak inovatif gelişmeler ve kullanılacak pazarlama stratejileriyle ihracat performansımız artabilir. İhracat gelirlerinin artırılmasıyla döviz kurunda düşüş ve cari açığın azaltılması söz konusu olacaktır. Bunlara ek olarak, diğer ülkelerdeki merkez bankalarının faiz indirimi yapma ihtimalleri yurt dışındaki sermayenin Türkiye’de değerlendirilebilmesi yolunu açabilir.
Kamuoyu tarafından sahiplenilen ve olumlu tepkiler verilen ekonomi politikalarının başarı şansı yüksektir. Bu sebeple enflasyonun düşürülmesinde piyasanın ekonomi politikalarına inanması ve gereken desteği vermesi kilit noktadır. Devlet kurumları ve iş dünyası arasındaki bilgi akışının kesintisiz olmasına önem gösterilmelidir. Enflasyon ile mücadelede kamuoyu desteğini almak için firmalara ve bireylere düşen gönüllü ve zorunlu görevlerin çeşitli mecralarda hatırlatılması, konuyla ilgili farkındalığı artırıp yarar sağlayacak niteliktedir.

