Milli Düşünce Merkezi Başkanı Hakan Paksoy, "MGK bildirisindeki Millî Güvenlik tehdidi” başlıklı son yazısında önemli uyarılarda bulundu.
Önce bir özet vereyim... Bilindiği gibi eski milletvekili Emin Şirin, Devlet Bahçeli'nin 18 Ocak açıklamasının “Suriye” kelimesi yerine “Türkiye” konularak da okunması gerektiğine dikkat çekmişti.
Bahçeli 20 Ocak konuşmasında da Suriye ile ilgili görüşlerini aynen tekrarladı ve “Tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan ‘Suriye vatandaşlığında’ bütünleştiren Anayasa yapılmasını önermiştik. “diyerek Ahmet El Şara’nın yayınladığı kararnameyi “Anayasal beyanname” olarak nitelendirdi ve kendi önerilerine uygun olduğunu açıkladı.
***
Bahçeli, son konuşmasında “Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon, özerklik gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir.” demekle birlikte “En önemli ortak paydanın “Suriye Vatandaşlığı” olacağı hususunda tüm sosyal kesimlere güvence verilmelidir.” ifadesini kullandı.
Gerçi, bu konuşmaya da aynı yöntem uygulandığı zaman "En büyük ortak paydanın Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı olacağı hususunda tüm kesimlere güvence verilmelidir" diye bir görüş ortaya çıkar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da son konuşmasında, “Unutmayın, Suriye Suriyelilerindir. Arap, Türkmen, Kürt, Nusayri, Sünni, Dürzi demeden herkesindir” dedi.
Bu konuşmayı, Türkiye'ye uyarlarsak ne olur. "Türkiye Türklerindir"in yerini “Türkiye Türkiyelilerindir" alır ve devamı gelir...
Oysa Türkiye Cumhuriyeti, "Türk milleti" esasına göre kurulmuştur...
***
İşte tam da bu konuda Hakan Paksoy, 22 Ocak'ta toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun yayınladığı bildirideki dördüncü maddeye dikkat çekti.
MGK bildirisindeki dördüncü maddede, “Suriye’deki yeni yönetimin; devletin egemenliğinin, üniter yapısının, toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin sağlanması ile ülkedeki tüm etnik, dinî ve mezhebî grupların temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması hususundaki iradesine, Suriye’nin yeniden inşasına, Suriye halkının huzur ve refaha kavuşmasına tam destek verileceği bir kez daha teyit edilmiştir." deniliyor.
Paksoy, birkaç kelime değişikliğiyle metnin, “Türkiye Cumhuriyeti’nin; devletin egemenliğinin, üniter yapısının, toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin sağlanması ile ülkedeki tüm etnik, dinî ve mezhebî grupların temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması hususundaki iradesine, Türk milleti kimliğinin yeniden inşasına, Türkiye halkının huzur ve refaha kavuşmasına…” diye de okunabileceğini belirtti ve " 'Suriye için doğruysa siz niçin uygulamıyorsunuz?' demezler mi?" diye sordu.
***
Paksoy, Suriye için tavsiye edilen siyasetin Türkiye’ye uygulanmasının egemenlik paylaşımı demek olduğu uyarısı yaptı ve şöyle yazdı:
"Sınırlı bir zamanda emanetçi olan iktidarlar egemenliği paylaşamaz. Çünkü sahibi Türk milletidir. Ancak ‘yeni paradigmanın’, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu halkları’ tezi üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bölücübaşının, gerekli katkıyı sunacağı ‘yeni paradigma’ da bu galiba?
Millî varlığımıza yönelen tehditleri ve millî siyaseti tespitle görevli MGK’nın kararındaki bu cümleler, aynı zamanda, millî egemenliğimizi tehdit etmektedir. MGK’nın yapısını da güçlerin ve kararın tek kişide birleştiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde değerlendirmek gerekir.
Devletimiz bireylerin eşitliği üzerine kurulmuştur. ‘Etnik, dinî ve mezhebî grupların temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması’ cümlesi ve ‘Türk, Kürt, Arap… Sünni, Alevi’ yaklaşımı bu eşitliği bozar. Grupların eşitliğini getirmektedir. Patlamak üzere olan ve patladığı takdirde düğmeye basanları da etkisi altına alabilecek nükleer bombalar gibidirler. Egemenlikle oynanmamalıdır, çok tehlikelidir."
***
Bu arada, Bahçeli'nin "SDG'nin, İmralı'nın 27 Şubat çağrısına muhalif hareket ettiği açıktır. Kürt kardeşlerimiz başka, SDG YPG başkadır." sözlerini de Türkiye'ye uyarlarsak, "Kürt kardeşlerimiz başka, PKK başka" demek gerekmez mi?
Bahçeli, sözün başında Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin çuval taşıyan hamallarla ilgili sözlerini naklederek, “Çuvalı patlatmamak esastır. Çuvalı patlatmaya, çuvalın patlamasına ne niyetimiz ne de böylesi bir düşüncemiz vardır” diyerek kaygıları gidermeye çalıştı ama Suriye için tavsiye edilen görüşler, Türkiye’de de uygulanırsa, asıl bu siyaset, vatanı patlatmaz mı?
https://www.yenicaggazetesi.com/asil-bu-siyaset-cuvali-patlatmaz-mi-994403h.htm

