ABD 2003 yılında Irak'a müdahale ettiğinde, ABD Merkez komutanı Tommy Franks, "Maalesef kayıplarımız var ama güneydeki 700 petrol kuyusunun denetimini ele geçirdik, sadece 7 tanesinde yangın var, çok başarılıyız" demişti. Petrolcü ABD başkanı Bush da Beyazsaray'da aynı gün, aynı açıklamayı yapmıştı.
ABD ordusu yıllar sonra Suriye’nin kuzey doğusunu kontrol etmeye başlayınca da Trump, 2019’un Ekim ayında, Suriye'nin doğusundaki petrol kuyularını korumak üzere bölgede kalınacağını söylemişti.
ABD Savunma Bakanlığı da, ilave ABD askerlerinin ve zırhlı araçlarının Suriye'deki petrol sahalarına sevk edildiğini duyurmuştu.
***
ABD dünya petrol rezervinin yüzde 6'sına sahip olmasına rağmen dünya petrolünün yüzde 28'ini tüketmektedir. Dünya'nın bilinen petrol rezervi yaklaşık 1 trilyon varildir. Ortadoğu'nun rezervi ise 700 milyar varildir. Petrolün yüzde 72'si Ortadoğu'dadır. Irak'ın ise bilinen petrol rezervi 113 milyar varil olup, tahmin edilen rezervi ise 300 milyar varilden fazladır.
Irak petrolleri çok kaliteli olup sülfür oranı düşük, gravitesi yüksek, satıha yakın ve rafineri işleme maliyeti en düşük petroldür.
ABD, Irak petrollerinin yüzde 58'inin müşterisiydi.
***
Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak, 6 Kasım 2000'den itibaren dolar ile petrol satışından Euro karşılığı satışa geçen ilk ülke olmuş, İran, Suriye, Rusya ve Venezuela da daha sonra Euro ile satışlara başlamışlardı. Ayrıca Rusya ve Çin kendi aralarındaki ticarette Euro'ya yönelmişti. ABD ise bütçe açığı trilyon dolarlarla ölçülür hale gelince, toplam değeri o zaman 9 trilyon, bugün 18 trilyon dolar olan Irak petrol rezervlerine göz dikmişti. ABD, Euro'nun çıkışıyla da sarsılan Dolar-kambiyo sisteminin çökmemesi için Hazar-Ortadoğu enerji zenginliğinin kontrolü ve Çin'in enerji havzalarına uzanmasının önünün kesilmesi maksadıyla Irak’a saldırmıştı. Bu bilgileri öne çıkararak, 26 Mart 2003’te “Bugün ırak yarın kim?” diye sormuştum.
ABD, 23 yıl sonra, petrol rezervinde dünya birincisi olan ve üretim düşük olsa da Çin’e altın karşılığı petrol satan Venezuela’ya uyuşturucu suçlamasıyla saldırdı; Maduro ve eşini kaçırdı. Trump, Venezuela’daki petrol alt yapısını Amerikan şirketlerinin kurduğunu ama kapı dışarı edildiklerini hatırlatarak, “ABD şirketleri Venezuela’ya dönecek, petrolü biz çıkarıp satacağız, Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi, Küba, Kolombiya, Meksika, Kanada, ve İran’ı tehdit etti, “Grönland bize lâzım” diye NATO ülkesi Danimarka’yı da yok saydı...
***
Emekli Büyükelçi Halil Akın, “Amerika’nın başkan Maduro’yu kaçırarak Amerika’da hâkim karşısına çıkarmasının hukuki olup olmadığının tartışılması abestir. Hukuksuz hiç bir eylemde bulunmaları mümkün değildir! Çünkü Batı’nın geçerli hukuk sistemi, ‘o iş başka’ hukukudur.” dedi.
Akın, durumu şöyle izah etti:
“Toprak mülkiyeti diye bir kavramdan habersiz Amerikan yerlilerine beyaz kâğıt üzerine x çizdirerek ‘sen burayı bana sattın’ diyebilen, bununla yetinmeyerek Yüksek Mahkemesine, ‘Bir toprak parçasının mülkiyetine sahip olmak için etrafının çevrili, dolayısı ile çapının belirlenmiş olması gerekir. Yerliler konar göçer olduklarından bu şartı yerine getiremez.’ diye karar aldıran; Kaptan Cook’un yaptığı gibi sahile yanaştığında kimseyi göremeyince orayı ‘kimseye ait olamayan topraklar’ ilan ederek içinde yaşayanların da hiçbir hakları olmadığını kabul eden bir hukuk sistemine sahiptirler. Bu sistem, ‘Batı Değerleri’ni, yüksek ahlaki değer kabul eden alafranga çelebilerimize armağan olsun. İşin aslını görmemek için ancak Türkiyeli liboşu olmak gerekir. Olan gayet açıktır. Amerika, ekonomik egemenliğinin zayıflamasını silah gücüyle durdurmaya kararlıdır:
‘Dolar tek uluslararası değişim aracı kalmalıdır. Ne demek petrolü millî parayla satmak, takas etmek? Kaynakları ben veya kankam denetleyecektir. Orta Doğu’yu İsrail’e emanet ettim. Geri kalanı da ben kontrol edeceğim. Bana bu kadar yakın, Danimarka’ya bu kadar uzak Grönland’ın, Danimarka’ya tâbi olması hukuki değildir. Egemenlik tektir bölünemez ve sadece bana aittir.’
Türkiye bu yaklaşımın karşısında zayıftır. Daha da zayıflamaya devam etmektedir. Zira geleneksel iktisadi zayıflığımıza siyasi zayıflığımız da eklemlenmiştir. Dış siyasette inisiyatif sahibi değiliz. Hareket serbestimiz hangi rüzgâra kapılacağımızla sınırlıdır. İç siyasette iktidarın, ana muhalefetin inanması zor ve mantığa meydan okuyan desteği ile yürüttüğü ‘Açılım Süreci’nin bir sonuca ulaşamayacağı ortaya çıkmıştır. Aydınlarımızın, siyasetçilerimizin bir an önce vatanlarının Türkiye olduğunu hatırlamaları ve ona göre davranarak millî bütünlük ve egemenliğe sahip çıkmaları tek çaremizdir.”
https://www.yenicaggazetesi.com/bunlar-abdnin-cokus-belirtileri-990987h.htm

