Yavuz Gezer


Güzel İnsan Olmak

Asker valizleri açmak isteyince kadın sessiz ve tepkisiz askeri izliyordu. Valizleri taşıyan korumaları ise askere valizleri açtırmak istemiyordu. Asker ile korumalar arasında sanki bir arbede yaşanacak gibiydi.


Beni hep sağında tuttu,

O ise hep benim solum'da yaşıyor... 

                                   Safiye Ayla

Hani bazen ayaklarınız sizi çeker götürür ya! Ne kadar çabalarsanız da bu gidişi engelleyemezsiniz.

Burnunuzun algıladığı ve beyin hücrelerinizin her zerresinde hissettiğiniz bir kokunun çekiciliğidir bu...

40 yıllık hatırın sahibi Arabistan çöllerinin sıcak, buram buram esintisi... Zamanla bizim özel işlemlerle nefasetini arttırdığımız.

Cezve ve közün eşsiz ritminin köpükte hayat bulduğu...

Acı, sade, orta şekerli, bazen de yandan çarklı ...

Eskiden lokumla, şimdilerde çikolata ile servis edilen ve bir bardak su ise olmazsa olmazı ...

KAHVE! Hani bildiğimiz ve sevdiğimiz. 

Görseli, zarif fincanlarda zihinlere kazınan.

Bunlardan 75 yıllık, baba yadigarı mavi renkli ve sarı mineli zarif fincanda dumanı tüten ve odaya hâkim kahve kokusu aklıma esmer, zayıf, fakat sesi en leziz kahve kokusunu dahi bastıran bir efsaneyi ve onun hikayesini getirdi.

Hoşgörünüze sığınarak Kul FİGANİ’den alıntıladığım yazıyı aktarmak istiyorum!

Yıl 1977.

İstanbul'da vatani görevimi yapıyordum. Şimdiki Atatürk Havalimanı'nın adı o zaman Yeşilköy Havalimanı'ydı.

Benim görevim ise yurtdışı hatlarından giden- gelen yolcu VIP salonunda Jandarma Koruma ve Kontrol Komutanlığı...

Bir gün oldukça esmer, ince ,cılız, fizik itibariyle karakuru (çirkin demek bana göre bir kavram değil) bir kadın Lufthansa Havayolları uçağından inmiş ve VİP salonundan Türkiye'ye giriş yapıyor ...

Yurt dışından gelen bu kadının valizlerinin sayı itibariyle çok ve ağır olması bizim askerin dikkatini çekmiş.

Asker valizleri açmak isteyince kadın sessiz ve tepkisiz askeri izliyordu. Valizleri taşıyan korumaları ise askere valizleri açtırmak istemiyordu. Asker ile korumalar arasında sanki bir arbede yaşanacak gibiydi.

Müdahale ettim.

Askeri yanıma çağırdım ve 

-Asker?

-Emret Komutanım!

- Kimin bu valizler?

- Aha şu Romen’in Komutanım.

Kadının yanına vardım ve" Merhaba," dedim. Öyle bir ipeksi sesle cevap verdi ki. Yok böyle bir ses tonu. Şahane bir kadın sesi ile 

"Merhaba, iyi nöbetler komutanım."

"Pasaportunuz lütfen"

Çıkarttı verdi.

Açtım ki ne göreyim, Atatürk'ün sanatçısı Safiye AYLA...

Askeri yanıma çağırdım ve sordum, "Bu hanımefendinin pasaportuna baktın mı asker? Kim biliyor musun?"

"Baktım Komutanım, ama tanımıyorum..."

"Asker!"

"Emret Komutanım...!" "Şimdi bu VİP salonundan Atatürk'ün manevi kızı Ülkü geçseydi, valizini açıp bakar mıydın?"

"Asla bakmazdım Komutanım."

"Bu hanımefendi Atatürk'ün sanatçısı Sayın Safiye AYLA" deyince askerin boynu büküldü.

Safiye Ayla'nın da gözleri buğulandı...

Asker valizleri açmadı ve kendi eliyle taşıdı.

Sonrasında,

Safiye AYLA bana bir adres verdi ve her ikimizin de müsait olduğu bir zamanda, "bir kahve içimi misafirim olur musunuz komutanım?" dedi.

Hafif başımı eğip mahcup bir ifadeyle kabul ettim.

Bir gün nasip oldu ve gittim adrese ...

Aslında adres çok açıktı, herkesin bilebileceği 

İSTANBUL RADYO EVİ. 

Kısa bir süre sonra bizim halkın "çirkin" dediği Safiye Sultan kapıdan içeri girdi. Beni görür görmez tanıdı gözlerinin içi parlıyordu, içinin güzelliği dışına vurmuş. O kara kuru kadının sanki... Selamlaştık.

Safiye Hanım görevliye programını bir saat ertelediğini söyledi ve Radyo evinin karşısındaki bir eve gittik, kendi eviymiş meğerse.

"Kahveniz nasıl olsun komutanım?"

"Orta şekerli..!"

"Ben hep acı içerim de ..."Dedi

Kendi elleriyle kahve yaptı. Tepsinin içinde iki farklı fincan ve iki su bardağı vardı. Birisi normal beyaz bir fincan, diğeri ise işlenmiş nakışlı...

Gözüm etrafı sarı nakışlı fincana takılmıştı, o ara Safiye AYLA Hanım sadece şunu söyledi.

"Farklı değil mi?"

"Evet "

"Sarı nakışlı olan Atatürk'ün hediyesi, ATAM bu fincandan kahve içti, fincanın bir eşi de kendi eşyalarının arasında... Çok nazik bir adamdı. Bana çirkin olduğumu hiç belli etmedi.

Ben çirkin bir kadınım ama; Atatürk'e perde arkasından şarkı söylediğim doğru değil" dedi.

Çok duygulandım. -Atatürk kadınlara çok çok önem verirdi komutanım."

Nakışlı fincanı işaret edip;" Buyurun efendim, şu fincan sizin;" diyerek kahvemi içmemi söylediğinde nutkum tutuldu...

"Estağfurullah efendim, diyerek beyaz fincanın kulpunu tuttum."

"Ben acı İçerim o sizin, orta şekerli" dedi.

Sarı nakışlı fincana uzanırken içimdeki titreme elime yansıdı.

"Bana Atatürk'ten bahseder misiniz?" Dedim.

Gülümsedi 

Ve evinin bir odasını gösterdi. Gördüğüm manzara aynen şu;

ATATÜRK KÜTÜPHANESİ. 

"Hangi birini anlatayım komutanım, ama NUTUK okuyun yeter," dedi. Sonra da siyah beyaz albümlere baktık kısa bir süre…

Atatürk ve kadınlar... Kadınların hepsi o kadar şık ve medeni bir kıyafet içerisindeydi ki; şu devirde bile öyle ne şık, zarif kıyafet var ne de kadın ...

Soru geldi Safiye Ayla hanımdan...

"Bu kadınlar arasında hangisi benim?"

Parmağımla tek tek İşaret ettim ve her gösterdiğime;

"Evettt ."derecesine başını salladı.

"Nasıl tahmin ettiniz, en çirkini mi seçtiniz?"

"Her resimde sizi sağına almış..."dedim.

"O da benim solumda yaşıyor..!" dedi.

Sarıldı, öptü ve vedalaştık.

O günden sonra beynimde yer alan tek şey şudur.

Güzellik göreceli "Çirkin kadın yoktur", "GÜZEL İNSAN" olmak vardır.

NASIL VE NEREYE BAKTIĞINIZA, NEYİ GÖRÜP NEYİ GÖREMEDİĞİNİZE bağlıdır GÜZELLİK. 

RAHMET SANA SAFİYE AYLA HANIMEFENDİ 

SELAM SİZE ÜLKEMİN GÜZEL İNSANLARI...