Seçimlerden yeni çıkılmış olmanın da etkisiyle hararetli tartışılan sayısız konunun, aslında hayatlarımızda bu kadar yer kaplamaması gerekiyor
Değerli okurlar hafta başından bu yana İngiltere'deyim. Tekin Yayınevi'nin Türk Eğitim Birliği ile birlikte iki kitabım için Londra ve Cambridge'de düzenlediği tanıtım, imza ve söyleşi etkinliklerine katılıyorum. Şu ana dek Londra'da, biri dernek merkezi, diğeri UCL Üniversitesi (University College London) kampüsündeki tarihi salonlardan birinde olmak üzere, iki etkinlikte Londra'daki okurlarla bir araya geldik.
Bugün de Cambridge'te Westminster College'taki Senatus Room'da okurlarla buluşacağız. Bu oturumda Tekin Yayınevi genel yayın yönetmeni Elif Akkaya ile gazeteci meslektaşım arkadaşım Çiğdem Anad ile birlikte olacağız. Bu etkinlikler dizisi, İngiltere'de doğan ve Türkiye'de de sayısız projede uygulanan yüksek maliyetli Kamu Özel iş birliği (KÖİ) modelinin eleştirisi niteliğindeki "Şehir Hastaneleri Milletin Cebinden" ile 21/b düzenini başından bu yana anlatan "Kamu İhalelerinde İşler" kitaplarındaki konuları paylaşma olanağı veriyor.
* * *
Cambridge Üniversitesi'nin kente huzur yayan 800 yıllık tarihini, her adımda hissetmek mümkün. Zorlu sınavların ardından kabul edilen, dünyanın dört bir köşesinden gelmiş gençlere nitelikli akademik eğitim ile canlı bir sosyal hayatın iç içe sunulması, kentin iklimini belirliyor. Tabii yalnızca bu değil. Şehrin büyük bir özen ve caydırıcı yaptırımlarla korunan tarihi yapıları, "muhafazakârlık" kavramı konusunda insanı ciddi düşünmeye sevk ediyor. Ülkemizde ayakta çürümesine göz yumulan ya da rant sağlayacak yeni binalar dikebilmek için "taşınma" yalanı yapının yok oluşunda çoğu kez kendini muhafazakâr diye tanımlayan kadroların payının oluşunu kastediyorum.
Cambridge'de göz alabildiğine uzanan yemyeşil parkların içinde nehir kenarında sabah yürüyüşü yapma fırsatım oldu. Türkiye'de maruz bırakıldığımız siyasetteki toksik yoğunluk ve bunun benliğimizi ne kadar hırpaladığını fark etmemek mümkün değil. Kuşkusuz siyasete maruz kalmak sorunun tek başına sebebi değil. Önünde sonunda başımıza gelen her şeyin siyasetle göbek bağını biliyoruz bilmesine de. Bunun dozu ve etkisi üzerine düşünmek şart.
Seçimlerden yeni çıkılmış olmanın da etkisiyle hararetli tartışılan sayısız konunun, aslında hayatlarımızda bu kadar yer kaplamaması gerekiyor. Bizde olağan gibi hissedilip yaşanan birçok mesele, temel sorunlarını çözmüş bir ülkede hiç de olağan değil. Ne bu, ne de hemen ilişkide durmaksızın siyaset ve sorun konuşuyor olmak normal. Ancak zihinsel ve fiziki mesaisini Türkiye'de icra etmek zorunda kalan birçok mesleğin mensubu bu toksik hali yaşamak zorunda kalıyor. Kişisel vaha alanları yaratmadığımız müddetçe de işimiz daha kolay olmayacak.
İklim krizi
Yukarıda kentin özgün yapısı ve tarihinden söz ederken iklim dedim ama o mecazi iklimdi. Bunu anarken, hakiki iklimden hiç bahsetmemek olmaz. Çünkü Cambridge, daha doğrusu İngiltere alışkın olunmayan bir sıcak hava dalgasının etkisi altında. Buraya gelirken yanıma aldığım yağmurluk, valizde kapladığı yerle kaldı. Ülke tarihinde görülmedik bu durum, iklim krizinin ciddiyetini bir kez daha gözümüzün önüne seriyor.
Bizlerin ciddiyetini hissettiğimiz diğer bir konu ise paramızın değeri. Buraya gelirken İstanbul'da oynanan Şampiyonlar Ligi karşılaşması Manchester City-Inter maçı henüz oynanmıştı ve maç için gelen bir İngiliz turistin parasını bozdurduktan sonra yaptığı sosyal medya paylaşımının etkisi sürüyordu. Stephan Nolan adlı İngiliz turist, parasını bozdurduktan sonra kendisine ödenen onlarca 100 TL'lik banknotun fotoğrafını paylaşarak üzerine "Sanırım cüzdan olarak bir valize ihtiyacım var" yazıp çılgın kahkahalar atan surat emojisinden birkaç tane kondurmuştu.
Bizlerin üzüntü, hayıflanma, kızgınlık ve utanma duygularının karışımıyla okuduğumuz bu durumun tam karşıtını, ertesi gün İngiltere'ye gelip yaşamak da talihin bir oyunu. Kredi kartıyla iki gün üst üste yaptığım alışverişlerde bir İngiliz sterlini, kart hesabıma aynı tutarlarda yansımadı. Aynı sterlin ikinci gün daha yüksek tutarla girdi kayıtlarıma ve bunun anlamı TL'nin biraz daha değer kaybetmesiydi.
Okuduğunuz satırlar, milyonlarca çalışanı ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri başlarken yazılıyor. Açıklanacak tutar kaç ABD dolarına karşılık gelirse gelsin; TL'ye hak ettiği itibar kazandırılmadığı, asgari ücret ortalama ücret olmaktan çıkarılmadığı, zam yağmuru sürdüğü müddetçe anlamı yok.



