Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Mail: dilipak@akit.com.tr

Anadolu Birliği

Hilafete bağlı yerler, Müslümanların topluca yaşadıkları ve varlıkları o ülkelerde kabul edilen her yerdi. Hindistan Müslümanları (Pakistan, Hindistan ve Bangladeş), Sri Lanka, Maldiv Adaları, Afganistan, Singapur, Malezya, Endonezya, Komorlar, Kenya, Tanzanya, Mozambik, Güney Afrika, Batı Türkistan Hanlıkları (Hive, Buhara ve Hokand Hanlıkları), Doğu Türkistan vd. Osmanlı’nın zaman zaman ele geçirdiği ve bulunduğu ülkelere gelince; İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Fransa, Korsika, Portekiz, Malta, Monako, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, İzlanda, Cebelitarık, Danimarka,  Almanya, Lihtenştayn, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, İsviçre, Grönland, Kanada, Endonezya, Sri Lanka..

Evet sonunda yıkılmayacak devlet yoktur. Osmanlı da yapılan yanlışlar sonucu yıkıldı. Yeni bir yolculuğa çıktık. Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Ders kitabıdır. Geçmişin bilgi birikimi ve tecrübeleri, geleceğin umudu ile bugünün sorumluluklarını kuşanmamız gerekir. Bugün buyurun İslam Milletler topluluğunu, Osmanlı Milletler Topluluğunu, Doğu Roma Milletler Topluluğunu, Ortodoks Milletler Topluluğunu, dün olduğu gibi bugün de ihya edelim. Osmanlı sultanları Müslümanların halifesi, Türklerin hakanı, Arab’ın ve Acemin padişahı, diğer halkların sultanı, Ortodoksların hamisi, Doğu Roma Bizans’ın imparatoru idi.

Soralım, neden bizim de bir Doğu Roma araştırmaları merkezimiz yok. Neden bir Ortodoks araştırmaları merkezimiz yok, Neden Ortodoks Birliğini kurmuyoruz, Hz. Ömer’in, Fatih Sultan Mehmed’in mirasına sahip çıkıp. Neden? Hadi İznik konsülü yeniden toplansın. Ortodoks Bank kurulsun Ortodoks Üniversitesi kurulsun. Kendi İlahiyat Fakültelerini açsınlar. Aramice yeniden daha güçlü bir şekilde hayat bulsun. Ortodokslar Katoliklere, Protestanlara, Laik Fransa’ya muhtaç olmasınlar. Vakıflarını güçlendirip dünyaya ortak tarihimizi anlatsınlar. Kendi ilahiyatlarını, hastahanelerini açıp kadim ortak tarihimizden yola çıkarak sanat, mimari, tıp alanlarında ve daha birçok alanda insanlığa hizmet üretsinler. Yalçın Koçak Surp Pirgic Hastahanesi ve çevresindeki vakıf arazilerini bu maksatla hayata geçirmek için ne yapabiliriz, bunu Ankara’ya nasıl anlatabiliriz, bu konuyu biz üniversitelerimize nasıl anlatalım diye dert yanıyordu.

Evet durum bu. Bizim de bu anlamda Diyaneti yeniden yapılandırmamız, Vakıfları yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Bizim de yapacak çok işimiz var. Kim yapacaksa, bir an önce bizim, Hilafete bağlı topraklardaki, Osmanlı topraklarındaki, Doğu Roma topraklarındaki, Ortodoks topraklarındaki kadim uygarlık dönemine ait bilgileri toplamamız ve üzerinde çalışmalara başlamamız lazım. Ama düşünüyorum da bizim Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait böyle bir yeterli çalışmamız yok ki. Osmanlı Arşivleri ve Şer’iye sicilleri konusunda bile yeterli çalışmalarımız yok. Kendi ülkemizdeki dini vakıf, dernek, cemaat yapılarını bile bir araya getirmeden nasıl yapacağız bunu. 

Para ve iktidar açlığı aklımızı başımızdan almış. Küçük hesaplarla din, tarih, gelenek, ilim, sanat, ne varsa harcıyoruz. Magazinleştiriyoruz, mefahire dönüştürüyoruz, sorumluluk idrakine değil. Onun için aklımızı başımıza almamız gerek. Kolay yoldan para kazanmak için her haltı yapmaya hazır kalabalıklarla bu işin üstesinden gelemeyiz. Yeni bir medeniyetin ihyası ve inşası için güç ve paradan önce akıl gerekli.

Yeni Osmanlıcılıktan söz etmiyorum. Onlar geldi ve geçti. Biz geçmişten ders alarak, güzellikleri geleceğe taşıyarak yanlışları ayıklayarak yeni bir medeniyet inşa etmemiz gerekiyor.

Biz 1071’de Anadolu’yu işgal eden doğudan göçen bir topluluk aklı ile bu coğrafyayı anlayamayız. “Kahbe Bizans”ı işgal eden Fatih algısı da gerçek değil. Gerçeklerden bihaberiz. Bilmiyoruz, bilmediğimizi de bilmiyoruz.

Osmanlı dediğiniz, Fatih’e kadar beylikti. “Gazi” olarak anılırlardı. Sarayları da yoktu. Devletin birçok unsuru da yoktu. Fatih fetih sonrası Hz. Ömer’in Kudüs beyannamesini esas alan millet sistemi ile Bizans’ın devlet bürokrasisini İslami ölçülere aykırı kısımlarını düzelterek bir devlet düzeni oluşturdu. Kanuni döneminde bu yapı kanuni bir zemine oturtuldu. Osmanlı bu anlamda 1500’lerde kurumları ile mücessem “Müesses nizam”a sahip oldu. Bana göre 1700’lerin başında Lale devri ile de, yükselişi sona erdi. Osmanlı’nın 1299-1453 yılları arası Kuruluş Dönemi, 1453-1579 yılları arası Yükseliş Dönemi, 1579-1699 yılları arası Duraklama Dönemi, 1699-1792 yılları arası Gerileme Dönemi, 1792-1922 yılları arası Dağılma Dönemi olmak üzere beş ana başlık altında incelenir. Duraklama dönemi Lale devrine denk gelir. Gerileme dönemi TanzimatDağılma dönemi İttihat Terakkiye denk gelir. Osmanlıda Kamil Devlet dönemi Fatih’le başlayıp, 1700’lere kadar süren dönemdir. Yani 200-250 yıllık bir dönem. Bugün geldiğimiz nokta da ortada. Aklımızı başımıza toplamamız gerek. Aile olmadan olmaz. Gençlik olmadan olmaz. Maarif olmadan olmaz. Tekrar söylüyorum, tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Ne din, Tv programlarında anlatılandan ibarettir, ne de tarih, Tv dizilerinde anlatılanlardan. Hatta her iki alanda da din ve tarih kültür, gelenek, magazin ve PR meselesi haline getirilmektedir. Piyasa işi, sipariş yollarla, batıdan ithal kavram ve kurumlarla medeniyet inşa edilmez. Selâm ve dua ile.

yeniakit.com.tr

Facebook Yorum

Yorum Yazın