Filiz Has

Filiz Has

Mail: filizhas@outlook.com

Bana Bir Masal Anlat Baba

Dünyanın her yerinde yoksunluk içinde bırakılan insanların, geçim derdinden başka bir şey düşünmeye mecalinin kalmadığını görürsünüz. Kimileri buna coğrafyanın kaderi, kimileri vizyonsuzluk ya da başka türlü yakıştırmalar uydursa da benim için asıl neden, bilinçli olarak halkın cahil bırakılması. Sorgulamayan, itiraz edemeyen ve muhakeme gücünü kaybeden toplumlar, en kolay yönetilenler olmuştur her zaman… Bunu da en iyi eğitimsizlik ve fakirlikle elde edebilirsiniz. Dünyayı yönetenlerin ustalıkla hayata geçirdiği bu süreç yeni değil; dünyanın kuruluşundan beri vardı. Ama şu da bir gerçek ki, eskiden yalnızca hissedilen; şimdi apaçık görünür oldu.

Bir ülke düşünün şimdi; işsizlik almış başını gidiyor, ekonomi yerlerde sürünüyor, halk eve ekmek götüremiyor, depremler, pandemiler oluyor ve devlet babalık görevini yerine getirip halkı kanatlarının altına almıyor. Sırada dünyayı tehdit eden kıtlık, iklim felaketleri, kuraklık, açlık gibi ölümden daha vahim felaketler beklenirken bu ülkedeki yönetimin tek derdi ise milletin ortak malı olan ve sadece yönetmekle yükümlü olduğu her şeyi satıp savmak… Üstelik satılan mallar paraya dönüyor mu, asıl sahipleri olan millete bir yararı var mı bu satışların o da meçhul… Yan gelip yatan ve dede mirası tüketen mirasyedi misali, elde avuçta ne varsa satıp savuluyor. Üretim yapılacaksa da engellenmesi için, var olan fabrikalar da bir bir yabancılara satılıyor. Peki neden? Çünkü toplum ne kadar çaresiz, yoksun ve aciz kalırsa, olan biteni sorgulamaktan o kadar uzak olur. Ülkenin yavaş yavaş elden gidişine sesini çıkaracak gücü kalmaz.

Eskiden tahıl ambarı denilen ve verimli topraklarla dolu arazileri vardı bu ülkenin… Kendi kendine yeten bu ülke, her şeyi üretir ve hatta fazlasını da başka ülkelere satar ekonomisini güçlendirirdi. Ülkenin doğusunda ekilecek toprak fazla yoktu ama hayvancılık vardı ve o bölgede yaşayan halk da zorlu coğrafi koşullara rağmen bir şekilde yaşama tutunmayı başarırdı. Son çeyrek yüzyılda ne olduysa tüm bu hazine değerindeki topraklar verimini yitirdi ve bu ülke mercimeği, nohudu hatta ve hatta samanı bile komşudan alır oldu. Halkın yediği ya da gücü yetip yiyebildiği et, tavuk, bakliyat ne varsa dışarıdan gelmeye başladı? Ülkenin başına hiçbirimizin bilmediği bir şey geldi de kimsenin haberi mi yok? Bunu da bilen yok…

Bu ülkede yönetimi ele alanlar, işe önce eğitimin ayarlarıyla oynamaktan başladılar, sonra hunharca özelleştirmeler, satışlar geldi… Halkın egemenliği kâğıt üzerinde bırakıldı ve yönetim sadece kralın inisiyatifine teslim edildi. Hal böyle olunca de kimse sesini çıkaramadı; çünkü ülkede korku düzeni kuruldu. Kral çıplak ama bunu söyleyebilen yok. Bir de tüm bunlara rağmen, ülke uçuruma doğru 300 km hızla gaza basarken kralın tebaası olmaktan vazgeçmeyen bir güruh var. İşte bilinçli olarak cahil bırakılan toplum dediğim de tam onlar. Neye sevindiğini, neyi alkışladığını idrak edemeyecek kadar cahil bu topluluk... Ne ceplerine insanca yaşamasına imkân veren bir para giriyor, ne karınları tok, ne atları ne yatları var. Sorsan uçağa belki hiç binmemiştir ama havalimanı yapıldı diye sevinir, hiç geçmediği köprülere yıllık geliri kadar dolaylı vergi verdiğini de bilmez. Hatta bu gidişata itiraz eden birileri olursa, yengeç sepeti mantığıyla onları aşağı çekmeye çalışanlar da ilk bu güruhtan çıkar. Üstelik bu gruptakiler, donmak üzere olan biri gibi ayakta uyumaya devam ederek öldüklerini de bilmezler. Bu bahsettiğim ülke Türkiye değil elbette yanlış anlaşılmasın; dünyada yoksun bırakılmış ve başını kaldırıp halini sorgulamaya mecali olmayan herhangi bir yer…

Facebook Yorum

Yorum Yazın