Ferman Karaçam

Ferman Karaçam

Mail: fermankaracam@turkhabergazetesi.com

Demokrasiyi de kirlettik..!

Eminim.

Başlığı okuyunca, çoğu dostumuz birkaç defa

“Lâ havle...”. çekmişsinizdir.

Haklısınız.

Sanki demokrasi dedikleri şey, ilk icat edildiğinde çok matah bir şeymiş de, onu sonradan biz kirletmişiz, diye, düşünüyorsunuz.

Size tamamen hak veriyorum.

Şairin, dünya için söylediği gibi,

“biz büyüyünce” kirlenmedi demokrasi, fakat biz de, elimizden geldiği kadar kirlensin diye çamur attık üzerine.

Mesela, yalan çamuru.

Şu fani dünyada insanoğlu, yalandan menfaat elde ettiği kadar, yalanı silah yaptığı, yalanı kalkan yaptığı kadar, yalanı kullandığı kadar hiçbir şeyi kullanmadı.

Yalanı; paraya, servete, iktidara, ziynete, alkışa dönüştürüp çıkar elde ettiği kadar hiçbir şeyden menfaat sağlamadı.

Hatta, güzel memleketimde, yalan denen kötülük o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, insanlar: “ Amaan salla gitsin, yalandan kim ölmüş ki “ diye deyimler bile icat edip, sözüm ona millileştirdiler.

Bütün bunlar tamam da, yalan demokrasilerde iktidar için kullanıldığında, taraftarlar da yalana aşina oluyor, yalanı mübah sanıyor ve alışıyor.

Yani, bir partinin üst düzey yöneticisi, lideri kolayca yalan söyleyince, o yöneticiye inanan, o partiye ve liderine oy veren insanlar da yalanla iç içe yaşamaya başlıyor.

Böylece, demokrasilerde yalan toplumsallaşıyor.

Mesela partisinden ihraç edilen Ümit Özdağ geçenlerde bir TV kanalında İyi Parti ile alakalı bazı iddialarda bulundu.

Bu iddialardan biri de; Millet İttifakını teşkil eden CHP, İP, SAADET Partisi ve HDP’nin, iki yıl önce, Anayasa konusunda bir çalışma yaptıklarını, bu çalışmanın başında da CHP’li İbrahim Kabaoğlu’nun bulunduğunu söyledi.

Hem CHP, hem de İP en üst düzeyde bu çalışmayı yalanladılar, böyle bir çalışma olmadı, dediler.

Dahası, Kılıçdaroğlu kendisine soru soran gazetecilere ateş püskürdü, bu söylentilere kendisinin de şaşırdığını söyledi.

Birkaç gün sonra, sosyal medyada, 2018 Yılında Kılıçdaroğlu’nun Anayasa çalışmasından uzunca söz eden bir konuşması bulundu ve yayınlandı, ardından, ana akım medya da, Kılıçdaroğlu’nun iki yıl önce yaptığı bu konuşmasına yer verdi.

Yani muhalefet partisinin başındaki kişi, yani milletten milyonlarca oy alan bir partinin başkanı yalan söylemişti.

Bu yalan iktidar için söylenmişti.

Fakat aynı zamanda bu yalan, seksen küsur milyon insanın önünde ve onların gözlerinin içine baka baka söylenmişti.

Pekala, diyelim ki, yarın Türkiye’de bir yerel seçim olsa.

Biri CHP, diğeri de, logosu, bereketi temsil eden buğday başağı, adı Elit, lideri de malum, Elitizm’in temsilcisi olan Platon olsa.

Seçim günü akşama kadar Platon beyaz ırktan, emekten, elitlerin Türkiye ve dünyaya hakim olacağından, eşitlikten, demokrasiden, bilgiden ve bereketten bahsetse.

Belediye başkanlıklarını kazanmaları halinde Türkiye’yi Cennet gibi bir ülke yapacaklarını, delilleri ile birlikte söylese.

CHP’nin ise, akşama kadar sadece altı oklu amblemi gösterilse, Türkiye’nin her tarafında sokak sokak, cadde cadde dolaşan araçlar şarkılar eşliğinde CHP’nin altı okunu dolaştırıp dursalar.

Akşama doğru CHP lideri Kılıçdaroğlu ortaya çıksa ve dese ki:

“ Millet kusura bakmayın, bu sabah Çin lideri ile bir toplantımız vardı, yürüyen merdivenlerle Çin’e gittim, dönerken yarı yolda ABD elektrikleri kesince, biraz geciktim”.

Akşam sandıklar açılsa Şişli’de, Kadıköy’de, Bakırköy’de, Beşiktaş’ta, Çankaya’da seçimleri hangi parti kazanır ?

Beyaz Türklerin çok da hoşlarına gitmesine rağmen, Elit parti kaybeder, altı oklu ve lideri yalancı olan CHP kazanır.

Neden?

Çünkü liderler milleti, millet de, yalanlarla ve yalancılarla iç içe yaşamayı kanıksamış, yalanı ve yalancıyı ayıklamayı değil, yalanla kurumsallaşmayı içselleştiren, demokrasi denen ve her renge giren bukalemunla birlikte çok çok mutlu.

Öyle ya, amaan salla gitsin yalandan kim ölmüş ki...!

haber7

Facebook Yorum

Yorum Yazın