Ferman Karaçam

Ferman Karaçam

Mail: fermankaracam@turkhabergazetesi.com

Erdoğan’dan Özeleştiri Tekrarı

Geçen Cuma günü Başkan Erdoğan, memleketi Rize’de kendi adını taşıyan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin ek binası açılışında konuştu.

Konuşmanın büyük bölümü genel olarak Üniversiteler konusunda, özel olarak da Rize’de isminin verildiği üniversiteden beklentileri, oraya yapılan yatırım ve destekler ile ilgiliydi.

Dikkatle dinlediğim konuşmanın sonlarına doğru Erdoğan, daha önce muhtelif ortamlarda dile getirdiği gibi, bir kez daha kültür, aile ve eğitimde, diğer alanlarda sağlanan başarıyı elde edemediklerini, yani istenilen, arzu edilen mesafeyi alamadıklarını söyledi.

Bu özeleştiri son derece önemli.

Defalarca en üst makam tarafından dile getiriliyor olması daha da önemli.

Konunun hassasiyeti ve önemi açık ve tartışılmaz olduğuna göre, ben de, bir kez daha buradan hem Erdoğan’ın kendi ifadelerini virgülüne dokunmadan tekrarlayıp ve hem de kısaca tekliflerimi yenilemek istiyorum.

Erdoğan’ın geçen Cuma günü Rize’de yaptığı konuşmanın ilgili bölümü aynen şöyle:

"Burada bir özeleştiri yapmak istiyorum.

Evet, ülkemizde tarihimizin en büyük alt yapı hamlesini gerçekleştirdik.

Reformlarla hukuktan ekonomiye her alanda yepyeni bir Türkiye inşa ettik.

Ülkemizi güvenlikten diplomasiye her alanda itibarlı bir seviyeye çıkardık.

Ama tüm bunları yaparken aile, eğitim ve kültür konularında arzu ettiğimiz inkişafı sağlayamadığımızı da kabul etmemiz gerekiyor.  Elbette eskiden beri bu hususlarda ciddi eksiklikler, baskılar, ciddi saptırma gayretleri var.

Bizden önceki neslin bizim neslimizin ve bizden sonraki ilk neslin hayatı bu çarpıklıklarla mücadele ederek geçti.

Tüm baskılara rağmen ailemize, kültürümüze, inancımıza sahip çıktık.

Ayasofya'dan başörtüsüne, kamuya girişten iş dünyasına kadar her alanda süren bu mücadele hepimizi hem yetiştirdi hem diri tuttu.

Bugün tüm bu hususlarda çok daha ileri seviyelerde olmamız gerekirken pek çok sıkıntılı görüntüyle karşı karşıyayız.

Demek ki bir yerlerde bir şeyler eksik.

İnşallah önümüzdeki dönem aileden eğitime, kültürden sanata tüm bu alanları önceliklerimiz arasına alacağız" dedi.

Elbette bütün bu özeleştirilerin altına biz de imzamızı atıyoruz, ancak, burada en önemli olan hususun altını şu şekilde çizmeliyiz:

Uzun bir iktidar süresi yaşandığı halde bu konularda ilerleme olmadığına göre, öyle ise 19 yıl geç kalınmıştır.

Bu kadar zaman geç kalındığı dikkate alınarak, daha fazlasına müsaade edilmemelidir ve derhal harekete geçilerek mümkün olan çalışmalar yapılmalıdır.

Aile konusunda yapılacak çalışmalar hiç şüphesiz ve tartışmasız “anne” odaklı, anne merkezli olmalıdır.

Eğitim konusunda; söz konusu olan Milli Eğitim Bakanlığını tepeden tırnağa, tüm hiyerarşik sistemi bir devrime tabi tutmalıdır.

Koronadan önce, lise seviyesinde bir özel okulun Türkçe ve Edebiyat derslerinde hangi kitapları işlendiğine baktım ve öğretmenleri ile konuştum.

Derslerde, devletin parasız verdiği kitaplar adeta bir tarafa atılmış, sınıf defterine ders işlendiği yazıyor ve öğretmen imzasını atıyor.

Gerçekte, derslerde işlenen kitaplar ise, yardımcı kitaplar.

Yardımcı kitaplara baktım.

Verilen örnekler ve asıl işlenen metinlerde eski Türkiye kafası, eski Türkiye zihniyeti hala yerli yerinde duruyor.

Sadece konu başlıkları devlet kitaplarının başlıkları ile aynı, içeriği tamamen farklı.

Bu ve benzeri art niyetli meselelere mutlaka bir çözüm bulunmalıdır.

Kültür konusuna gelince; öncelikle Kültür ile Turizm, bakanlık olarak birbirinden ayrılmalıdır.

Kültür de diğer bakanlıklar gibi ayrı bir bakanlık olmalıdır.

Yıllardır Kültürü, turizmin yedeğine alarak kültüre bakışımızı, kültür anlayışımızı iyice daraltıp, birkaç değerli kültür adamımızı doğum veya ölüm yıldönümlerinde anmak mesabesine indirdik.

Oysa bizim medeniyetimizde yaşanmış her şeyin, bize ait kültürel bir kodu ve değeri vardır.

Mesela savaşlarımızın, barışlarımızın, hicretimizin, adalet anlayışımızın, bilim, imece, müzik, tasavvuf, komşuluk, ticaret, oyun ve eğlence. Bütün bir medeniyet geçmişimizden hayata yansımış, kültürel değerlerimiz arasına katılmış zengin ve emsalsiz örnekler var.

Hatta bunlar arasında, üzerine doktora yapılmış olanların da bir kısmı üniversite kütüphanelerinde, arşivlerde üzerlerindeki tozların alınarak, elden geçirilip, çocuklarımızın müfredat programlarına girmeyi bekliyor.

Neden mesela; Emil Zola ve Direyfuz Davası ya da, Voltaire ve Calas Davası, Sirven Davası bugün hala Fransız okullarında birer kültür dersi olarak okutuluyor da, bizim, Hicret gibi bir büyük devrimci geçmişimizden, Hz. Ömer’in uygulamalarından adalet konusunda yüzlerce örnek dersler oluşacak bir geçmişimizden, kültürel metinler çıkarıp çocuklarımıza okuyamıyoruz?

Bu ve benzeri yüz binlerce örnek dururken, biz bugün hala yılda bir defa Mevlana’yı ya da Hacı Bektaş’ı anma törenlerinde konuşulanlara alkış vurarak vakit geçiriyoruz ve ne yazık ki, geleceğimiz olan çocuklarımız da, bu konuşulanlardan hiçbir şey anlamıyor.

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın