Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Mail: yildirayogur@karar.com

Kavala o kuyuya nasıl atıldı?

2017’de uçaktan inerken gözaltına alındı. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye'nin Kızıl Soros’u olmakla suçlandı. Gazetelerde hakkında onlarca iddia ileri sürüldü ama onca iddiaya rağmen iddianamesi 1.5 sene boyunca yazılamadı. AİHM, tutukluluğu için hak ihlali kararı verdi ama mahkemeler kararı uygulamamakta direndi. Ve son olarak da hakkında ağırlaştırılmış müebbet istenen, mahkemede beraat etmesine rağmen Cumhurbaşkanı "Perde arkasında Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı içerideydi bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar" dedi ve beraat kararını veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma açıldı, aylar önce tahliye edildiği başka bir dosyadan tekrar tutuklandı. O dosyadan tutuklu kaldığı sürede bir sanığın tutuklu tutulabileceği maksimum süre olan 2 yıla yaklaşmak üzere. Ortada yine bir iddianame yok...

Herkes aynı soruların cevabını merak ediyor: Osman Kavala ile neden bu kadar çok uğraşılıyor? Ne yaptı bu adam? Niye bu kadar önemli? Niye onun için hukuk ve siyaset arasındaki zaten delik deşik olmuş duvar tamamen yıkıldı?

Bu sorulara verilen pek çok cevap; tahmin ve siyasi analizden ibaret.

Ama bu soruların cevabını başka bir soruya cevap arayarak bulabiliriz:

Osman Kavala, o komplo kuyusuna nasıl atıldı?

Aslında her şey 15 Temmuz darbe girişiminden beş gün sonra yazılan bir yazıyla başladı.

Ortalığın tozduman, herkesin teyakkuz halinde olduğu 20 Temmuz 2016 günü bu yazı hükümete yakın bir gazetede değil, Sözcü’de çıkmıştı.

“Darbeyi izleyen bir çift göz” başlıklı yazıda ‘İzmir doğumlu Yahudi bir aile’den gelen, ‘CIA, Ergenekon operasyonları, Öcalan, Demirtaş bağlantılı’ bir Henri Barkey portresi çizildikten sonra o ana kadar duyulmamış bir iddia ilk kez dillendirilmişti:

“Fethullah Gülen’e sürekli övgüler düzen “Ilımlı İslam” teorisyenlerinden Henri Barkey, darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace’da konuktu. Niye acaba?”

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/darbeyi-izleyen-bir-cift-goz-1322280/

Üç gün sonra 23 Temmuz 2016 günü bu iddiayı bir Türkiye gazetesi yazarı alıp biraz daha geliştirdi. “Henri Barkey kamuflaj, asıl gelen Graham Fuller miydi?” başlıklı yazıda, Barkey’in Türkiye’ye havaalanından giriş ve çıkış saatleri dakikasıyla verilmişti ama yazarın İsrail’den olduğunu söylediği kaynaklarının daha büyük bir iddiası vardı:

“Henri Barkey ile hedef şaşırtıldığını ve Graham Fuller’in bizzat darbeyi yönetmek üzere darbe günü Türkiye’ye geldiğini ifade ediyorlar. Graham Fuller, Yunanistan’da Dedeağaç’a indirilen helikopterin içindeydi. Çünkü FETÖ’cü subaylara bu görev verilmişti. Helikopter Dedeağaç’a indiğinde Amerikalı görevliler oradaydı ve Graham Fuller’i alıp götürdüler.”

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/592475.aspx

Teorinin bu versiyonu hızla yayıldı. Ana akım medyada haber oldu, sosyal medyada ve Whatsapp gibi platformlarda dolaşıma girdi.

Üç gün sonra 26 Temmuz’da bu kez Sabah gazetesinde “O gece bu otelde CIA mesaideydi” başlıklı daha iddialı bir haber çıktı.

Habere göre polis, bu iki yazı üzerine Büyükada’daki Splendid Oteli’ne gidip çalışanları sorgulamıştı. İddiaların merkezinde artık Fuller değil, Barkey ve onunla birlikte ‘darbe toplantısına’ katılan 17 kişilik ‘gizemli ekip’ vardı. Haber, ezoterik bir sonla bitiyordu:

“17 kişilik gizemli ekipte yer alan FETÖ hayranı ABD'li profesör Henri Barkey, 19 Temmuz'da otelden ayrılırken resepsiyoniste üzerinde Pensilvanya yazılı bir çan bıraktı”

https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/07/26/o-gece-bu-otelde-cia-mesaideydi

Aynı iddiayı 1 Ağustos 2016 günü AK Parti’nin daha sonra diğer Büyükada davasında da iddiaların kaynaklarından biri olan Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz tekrarladı. Helikopterle Yunanistan’a kaçan 8 askerin Büyükada’dan Graham Fuller’i kaçırdıklarını iddia etti.

3 Ağustos 2016 günü Akşam gazetesi tam sayfa “15 Temmuz gecesinin 10 karanlık yabancısı” manşetiyle çıktı.

Manşete göre “Gizlice özel bir tekneyle Büyükada’ya gelen 10’u yabancı 16 isim, burada da özel bir iskeleye yanaşmış, 2 günlük rezervasyonu olan ekip, kalkışma başarısız olunca da otelden apar topar ayrılmıştı...”

“Toplantıya katılanların ortak özelliği Irak, Mısır, Suriye ve İran üzerine uzman olmaları ve tüm darbe ve iç savaş olan ülkelerde bu isimlerin hep ön plana çıkması”ydı.

“Toplantıda belki de en dikkat çeken isim Scott Lee Peterson isimli 44 yaşındaki azılı katildi. 2002 yılında hamile olan karısı Laci Peterson’ı öldürmekten birinci derece cinayet ile hüküm giyen Peterson,  ABD’de en azılı suçlularının kaldığı California’daki San Quentin Devlet Hapishanesi’nde mahkum. Hakkında ‘iğneyle idam cezası’ hükmü verilen Peterson davayı temyize taşıdı. 13 Temmuz günü İstanbul’a gelen Peterson hala çıkış yapmadı. Mahkum olarak görünen Peterson’un hangi amaçla ve nasıl Türkiye’ye getirildiği ise soru işaretiydi.”

http://www.aksam.com.tr/guncel/15-temmuz-gecesinin-c210-karanlik-yabancisi-c2/haber-538961

Bu soru işareti, gazetenin ertesi gün yine tüm birinci sayfasını ayırdığı Büyükada haberiyle giderildi. “Katil Yunanistan’a kaçtı!” başlıklı haber bu kez ‘istihbarat’ kaynaklarına dayandırılmıştı: 

“Kayıtlara göre Peterson 'VN2100' koduyla halen hapishanede görünüyor. Böylesine bir azılı suçlunun, ABD'nin en güvenlikli cezaevinden nasıl çıkarıldığı ise akıllarda büyük soru işareti uyandırdı. İddiaya göre idam mahkumu Scott Peterson'un bazı gizli anlaşmalar yaparak Türkiye' ye getirildi, kendisine verilecek suikastleri başardığı takdirde ise hakkındaki temyiz davasının da olumlu sonuçlanacaktı. İstihbarat yetkilileri deşifre olan idam mahkumunun deniz yoluyla Yunanistan'a kaçtığı bilgisi üzerinde duruyor.”

Neredeyse bir polisiye filme dönen gazetelerdeki Büyükada haberlerini toplantıyı organize eden isimler yalanlıyordu ama o kakafonide sesleri duyulmadı.

Her kesim komplo teorisini kendi meşrebine uydurarak geliştiriyordu. Örneğin toplantıyı organize eden kurumlardan biri olan İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi’nin başında Karar yazarı Doç. Dr. Mensur Akgün’ün olmasını, Birgün gazetesi şöyle vermişti:

“Yandaş medyanın 15 Temmuz darbesinin arkasındaki isim olduğunu iddia ettiği CIA’in gizli elemanı Henri J. Barkey’in iktidara yakın isimler tarafından İstanbul’a davet edildiği ortaya çıktı.” 

https://www.birgun.net/haber/darbenin-arkasindaki-isim-dedikleri-cia-ci-barkey-i-adaya-kendileri-cagirmis-121752

Twitter’da bazı meşhur troller buradan konuyu Ahmet Davutoğlu’na bile bağlamıştı.

Haberler üzerine Milli Savunma Bakanı soruşturma açıldığını açıkladı.

Nihayet 4 Ağustos 2016 günü toplantının Türkiye ayağını organize eden akademisyenler Emniyet’e gidip ifade verdiler ve toplantıyı anlattılar.

Toplantı, ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın adını taşıyan, Washington merkezli, Demokrat eğilimli, Türkiye’den Cumhurbaşkanları ve Başbakanların da sık sık misafir oldukları Wilson Center’in bir çalıştaydı.

Çalıştayın başlığı; “İran ve Komşuları”ydı. Wilson Center’ın İran nükleer anlaşması çerçevesinde yürüttüğü bir toplantı serisinin devamı olan çalıştayın programında açıklanan ve sitesinde de duyurulan amacı “2015 Temmuz ayında İran ile varılan nükleer anlaşmanın birinci yıldönümünde İran ve bölgedeki gelişmeleri konuşmak”tı.

Çalıştaya davet edilen uzmanların çoğu Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinden geleceği için yer olarak İstanbul ve daha konsantre olmaya uygun olduğu için de Büyükada seçilmişti.

Wilson Center’ın toplantı organizasyonu için Türkiye’deki ortağı İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi’ydi. (GPoT Center).

GPoT, gizli olduğu iddia edilen toplantının organizasyonu için bir turizm şirketiyle anlaşmış, toplantı programını da önceden sitesinden duyurmuştu.

Çalıştayın katılımcıları 16 Temmuz günü başlayacak toplantı için Büyükada’ya özel teknelerle özel bir iskeleye yanaşarak değil, ada vapuruyla gelmişlerdi.

Kimliklerini veya pasaportlarını vererek adlarına rezervasyon yapılmış otele yerleşmişler, akşam yemeğini beklerken otelin balkonunda sohbet etmeye başlamışlardı.

YAZININ DEVAMI 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

haberturk