Ferman Karaçam

Ferman Karaçam

Mail: fermankaracam@turkhabergazetesi.com

Sn. Fuat Oktay’a Açık Mektup

Birkaç gün önce, TBMM’de, HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm tarafından, Başkan Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın cevaplaması isteği ile Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Biber hakkında usulsüz işe alımlar iddiasında bulunuldu.

 

Daha önce de, buna benzer iddialar Ardahan’ın yerel medyasında dile getirilmişti ve hâlâ da aynı medya organlarında, aynı iddialarla ilgili bir fitne kazanı kaynatılıyor.

Sayın Fuat Oktay; madem konu sizi de ilgilendiriyor, öyle ise, bu açık mektubumla hem sizi, hem de halkımızı işin esası nedir, ne değildir bir Ardahanlı gazeteci olarak bilgilendirmek isterim.

 

Ardahan Üniversitesi 2008 Yılında Sayın Erdoğan’ın Başbakan olduğu zaman kurulmuş ve kurucu rektör olarak, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanmış ve 8 yıl kadar bu görevi yapmıştır.

15 Temmuz FETÖ kalkışmasının ardından Ramazan Bey Fatih Üniversitesine kayyım olarak gönderilmiş, ancak hâlâ öğrenemediğim sebeple, bir hafta içinde görevine son verilmiştir.

Bir yıl kadar vekâletle yönetilen Ardahan Üniversitesine FETÖ darbesinden sonra seçimlerin kaldırılması ile rektör olarak, Başkan Erdoğan tarafından Prof. Dr. Mehmet Biber atanmıştır.

Atanan bu yeni rektörümüzün de dört yıllık süresi bu günlerde doluyor olması nedeniyle yeni bir rektör atanması sürecine girildi.

Meselenin birkaç boyutu olduğu için, evvela, “Ardahanlı rektör istiyoruz”, mottosu ile mevcut rektör Prof. Dr. Mehmet Biber’i “istemezük” diye yerel medyada çırpınan üç-beş kişinin kimler olduğuna bir bakalım:

Birinci kişi, Şehrimizdeki sol bir siyasi parti il başkanının oğlu. Mevcut rektör Mehmet Biber Bey Ardahan’a ilk geldiğinde, onun Erzurumlu ve Erzurum mezunu olduğunu duyunca :

“Bu adam şeklen de, fiziken de, kafa yapısı olarak ta bu şehre yakışmadı” diye tespitini yapmış ve tavrını en baştan koymuş.

İkincisi kendisini “sağcı, ülkücü” diye tanımlayan yerel bir derneğin başkanı. Üniversiteye işçi alımlarında, daha önce alışkın olduğu gibi, dediği olmadığı için rektöre ve üniversite yetkililerine tehdit ve hakaretlerde bulunmuş. Hatta bir ara, şehirden üniversiteye yürüyüş yapma ve rektörlüğü basmaya kalkışmış, ama yanında kimseyi bulamayınca vazgeçmiş. Tehdit ve hakaretten hakkında dava açılmış, yargılanıyormuş.

Bir diğeri ve bu kampanyanın baş aktörü olan gazeteci ise, hem İstanbul’da hem de Ardahan’da hemşeri dernekleri üzerinde etkili olan birisi. Bu şahıs için şu kadarını söyleyeyim: Devlet büyüklerinin Ardahan’da yaptıkları açık hava mitinglerine belli bir mesafeden fazla yaklaşması, güvenlik güçlerince, sakıncalı bulunan ırkçı bir gazeteci!.

Dördüncü şahıs Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanmış, hakkındaki çok sayıda soruşturmadan cezalar almış, dosyası kabarık bir akademisyen. Bildiğim kadarıyla aldığı bu cezalar nedeniyle dosyası YÖK Disiplin Kurulunda, akademisyenlikten ihracı görüşülecekmiş yakında.

Yukarıdaki kampanya ekibine katılan, Üniversite içinden sufle yapan birkaç kişi, birkaç dernek yöneticisi ve bunları dışarıdan yönlendiren bazı etkili ve yetkili sol eğilimli kişiler daha var, fakat şimdilik onlar bende kalsın.

Eski Türkiye’nin Ardahan’ında her istediğini yaptıran solcu, çıkarcı, menfaati bozulan güya sağcı/ülkücü bu grup Ardahan’ın kenarından dahi geçmemiş bir HDP milletvekilini aracı yaparak konuyu TBMM’ye taşımışlardır.

Fakat yerel medyada konuyu meclise taşıdıklarından bahsederken, çıkar ilişkileri ve solcu/sağcı ittifakları bozulmasın diye Züleyha Gülüm’ün HDP milletvekili olduğunu yazmamışlar.

Rektör hakkında, Züleyha Hanımın eline tutuşturulan ve gensoruya konu edilen iddialar ise, daha önceden yapılmış asılsız iddiaların cümlesi cümlesine aynısı.

Meselenin bir başka boyutu da hemşehrimiz olan ve zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanan, yaklaşık sekiz yıl görev yaptıktan sonra, FETÖ darbesinin akabinde Fatih Üniversitesine kayyım olarak atanan ve bir hafta içinde de görevine son verilen, eski rektör Prof. Dr. Ramazan Korkmaz Beyin hâlâ üniversitemizden elini çekmeyişi ve yapılan seviyesiz kampanyalara malzeme taşıyor olmasıdır.

Şimdi bir Ardahanlı rektör olarak kendisine ve  “Ardahanlı rektör istiyoruz” diye kampanya yapıp gensoru peşinde koşanlara huzurunuzda birkaç sorum olacak:

Soru 1- Ardahan gibi, en az altı ay kar altında olan küçük bir şehre Üniversiteyi on kilometre uzaklıkta, rüzgârlı bir tepeye ve dağınık olarak kurmanın, çok ciddi enerji ve yakıt israfına sebep olmanın, üniversiteyi fiziken; dönemin Ardahan şehircilik müdürlüğünün iki adet olumsuz rapor bildirmesine rağmen, şehirden koparmanın hakkında ne düşünüyorsunuz?

Soru 2- Üniversitede olması gereken ve bölgenin asıl ihtiyacı olan mesela veterinerlik fakültesi gibi birimlerin sekiz yıl boyunca açılmamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soru 3- Sekiz yılda yaklaşık seksen bin metrekare kapalı alan inşa edilmiş olmasına rağmen, binaların tamamının iklim koşullarına uymadığı için özellikle kış aylarında ciddi altyapı sorunları (ısınma, kanalizasyon, internet ve elektrik) sorunları yaşadığını ve bu sorunları gidermek üzere yeniden büyük onarımlar yapılmak zorunda kalındığını biliyor musunuz?

Soru 4- Rektörlük konutunun dört katlı yapılmış olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Soru 5- Rektör olarak eşinizi aynı üniversiteye daire başkanı olarak atamanızı ve İstanbul Maltepe belediyesine görevlendirmenizi nasıl açıklıyorsunuz?

Soru 6- İki yeğeninizi, yeğeninizin kocasını çalıştığınız üniversitede akademik kadroya atamanız hakkında neler söylersiniz? Bunların dışında, çok sayıda akrabanız ve köylünüzü işe alırken hakkaniyeti nasıl sağladınız? “Ardahanlı rektör istiyoruz” diyenler, bu olanlar karşında sizler neler yaptınız?

Soru 7- İlahiyat Fakültesi sizin döneminizde açılmış olmasına rağmen neden hoca ve öğrenci almadınız? “Üniversitede yeni bölümler açılsın, öğrenci sayısı artsın” diye bağırıp çağıranlar, sizler nerelerdeydiniz o günlerde?

Soru 8- Sürekli Eğitim Merkezi sekiz yıl boyunca kaç tane Ardahanlı esnafa, işsize, üreticiye meslek edindirme kursu verdi? TÖMER kaç yabancı öğrenciye Türkçe öğretti? Üniversite senatosunu sekiz yılda kaç defa yüz yüze topladınız?

Soru 9- Üniversitenin rektörü olarak sekiz yıl boyunca kaç defa yurt dışına çıktınız? Bu seyahatlerin kaçına, görevli olarak gösterip eşinizi de götürdünüz?

Soru 10- Ardahan Üniversitesi öncülüğünde kurduğunuz KÜNİB’i, daha sonrasında neden bir derneğe dönüştürüp akamete uğrattınız?

Soru 11- Üniversite kampüsü içinde pankart açıp “apo” sloganları atan guruba müdahale için gelen çevik kuvvet ekiplerini neden içeriye almadınız? “Tayyip’in polisleri içeriye giremez” dediniz mi?

Soru 12- Son milletvekili seçimlerinde Ak PARTİ’den aday adayı oldunuz, onca çabanıza rağmen sıralamaya giremediniz. Acaba neden?

Bu bir düzine soruyu sormak zorunda kalışımın nedeni, bizzat rektör beyin kendisi ve sufle ettiği bu kampanyacı gurubun haksız ithamlarıdır.  

Her neyse, şehrimizde rektörlük yapan Ramazan Beyin 8 yılda yaptıklarına dair dikkatinize sunduğum bu sorulardan sonra, şimdi de Ankara’ya, TBMM’ye taşınarak gensoru konusu yapılan mevcut rektör zamanında, 4 yılda yapılanlara göz atalım (Not: Bu bilgilerin tamamı üniversitenin web sayfasında yer alıyor.)

• Rektörün göreve başladığı yılda (2017) ilk iş olarak İlahiyat Fakültesine hoca ve öğrenci alınmış.

• Şehrin ihtiyacı olan Tarım ve Hayvancılık Bilimler Enstitüsünün hazırlığı yapılarak dosya YÖK’e gönderilmiş.

• Mevcut seksen bin metrekare kapalı alana ilave olarak, dört yılda elli bin metrekare daha kapalı alan tamamlanmış.

• Sürekli Eğitim Merkezi şehre taşınarak şehir-üniversite bağı kurulmuş ve müstakil bir binada hizmete açılmış. Türkiye’de sadece birkaç ilde bulunan, çağdaş bir eğitim aracı olarak planetaryum (gök evi) Ardahan’a kazandırılmış, merkez içinde bilim ve meslek atölyeleri kurularak gençlerin hizmetine sunulmuş.

• Üniversitede kreş ve anaokulu yapılmış.

• Üniversite senatosuna gerçek işlevi kazandırılmış ve senato sürekli yüz yüze toplamış.

• Son dört yılda lisansüstü programların sayısı üç kat arttırılarak sayı, dörtten on üçe çıkarılmış.

• Son dört yılda üniversite adresli uluslararası yayın sayısı 40’tan 108’e çıkarılmış.

• Çok sayıda uluslararası kongre, sempozyum ve çalıştaylar yapılmış; bunlardan ikisini Ardahan özelinde çok önemli bulduğum için anmak isterim: 100. Yılında Ardahan Kongreleri Uluslararası Sempozyumu ve Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Âşık Günleri I-II-III.

• Sağlık Bilimleri Fakültesi kurulmuş.

• Lisansüstü Eğitim Enstitüsü kurulmuş.

• Çok sayıda yeni bölüm ve programlar açılmış. Dikkate değer olan ise, kurucu rektörün ilçesi olan Çıldır’da yeni programlar açılarak, fiilen kapalı olan okul yeniden canlandırılmış.

• Rektörün yakından veya uzaktan hiçbir akrabası üniversitede işe girmemiş.

• Rektör dört yıl içinde toplam beş defa yurtdışına çıkmış.

• Kampüs içindeki sıcak asfalt yol uzunluğu iki katına; 5 km den 10 km’ye çıkarılmış.

• Üniversite öncülüğünde çok değerli hemşehrimiz işadamı, bürokrat ve siyasetçilerden oluşan bir grupla Ardahan Üniversitesini Kalkındırma Vakfı kurulmuş ve vakıf kendi öğrencilerine bu sene burs vermeye başlamış (dört yıl boyunca 400TL/ay).

• 2016-2017 URAP verilerine göre Ardahan Üniversitesi, 130 devlet üniversitesi arasında 125. sırada yer almış. Dört yıl sonra yani 2019-2020 URAP verilerine göre ise 166 devlet üniversitesi arasında büyük bir ilerleme kaydederek 137. sırada yer almış.

• Son dört yıldır üniversite içinde hiçbir siyasi illegal örgüt faaliyeti olmamış/olamamış.

• AK Parti Ardahan milletvekili ile sıkı bir diyalog halinde üniversitenin sorunları çözülmeye çalışılmış.

Sayın vekil Prof. Dr. Orhan Atalay’ın hiçbir yakını bu dönemde üniversitede işe girmemiş.

• İldeki bütün sivil/resmi kurumlarla yakın ve sıcak bir çalışma üslubu sergilenmiş ve çok sayıda ortak proje ve programlar yapılmış.

Dört yılda yapılanların listesi daha da uzayıp gidiyor, fakat benim defalarca şehre minibüsle gidip gelirken şahit olduğum ve mutlu olduğum; artık eskisi gibi gençler, slogan atmıyor, ırklarını ve aralarında gerginlik oluşturan ideolojilerini tartışmıyor, gençler derslerini tartışıyor, bilimsel ve sanatsal konuları konuşuyorlar.

Açıkçası bir de şundan çok etkilendim: Sayın Biber göreve gelir gelmez evini Ardahan’a taşıdı, hafta sonu tatillerini bile Üniversitede geçiriyor ve çocuklarını Ardahan okullarında okutuyor.

Sayın Oktay, müsaadenizle konuyu detaylıca bilmeden, sipariş usulü TBMM’ye getiren ve Ardahanlı olduğu iddia edilen HDP milletvekili Züleyha Hanım’a da birkaç kelam etmek isterim.

Sayın vekil: sizin yolunuz Ardahan’dan geçmedi ilkokulu, ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi İstanbul’da okudunuz, İstanbul vekili oldunuz ve aynı zamanda hala “Sosyalist Feminist Kolektifindeki” çalışmalarınızı yürütüyorsunuz.

Ardahan’ı, Ardahanlılığı, oradaki hizmeti, usulü, usulsüzlüğü nereden bileceksiniz?

Köyümde İlkokul yoktu, yakın köy okuluna giderken kar altındaki suyu bilemedim, düştüm ve ayaklarım dondu. “Bu ayakların kesilmesi lazım” dediler.

İki gün boyunca kar ile ayaklarımı oğup kesilmekten kurtaran ve Ardahan’da, “Eller Anası” adı ile bilinen anam Gülsüm orada yatıyor.

Köyümüzün ve civar köylerin insanlarına, yedisinden yetmişine herkese Elif Be’yi öğreten, yasak olduğu için cüzleri duvar içlerine, toprağa gömen, Kura Nehri üzerindeki köprüden geçerken başındaki takkeyi çıkarmadığı için Jandarma dipçiği ile yaralanan ve Ardahan’da “Molla Zabit” olarak tanınan Babam Sabit orada yatıyor.

Halil Efendi Mahallesinde bir eve kilitlenip, beyni iğdiş edilmiş bir Ermeninin kibritiyle, kilitli bulundukları evle birlikte yakılan emmilerimin külleri Ardahan toprağındadır.

Ezanı Türkçe değil, aslı ile okuduğu için köyün ortasında yerlerde sürüklenen ve Ermeni çetelerinin ellerindeki Rus süngüleri ile şehid ettiği dedelerimin kemikleri Ardahan toprağındadır.

Ya Malagan kaması ile anne karnından çıkarılan bebekler ve şehide anneler.. onlar da Ardahan’ın mübarek topraklarında yatıyor.

Şehit ninelerim, dedelerim, emmilerim, gazi komşularım ve atalarım, hepsi hepsi oradalar ve ben her gittiğimde onlara Fatiha okurum.

Yani soy kütüğüm Ardahandadır benim.

Bizim Yokuşdibi/Lori köyü ile Ardahan arası kaç kilometredir bilir misiniz?

Bilemezsiniz.

İşte ben, on üç, on dört yaşlarında, dört yıl boyunca her pazartesi gece yarısında kalkıp sırtında, şehirde bir hafta boyunca yiyeceği arpa pağaçı, bir parça peynir ve birkaç kartopu/patates ile, o tipili yollarda, karları yara yara, sizin o kartpostallarda gördüğünüz kirpiklerimdeki buzları eritip, avuçlarıma hohlaya hohlaya gidip okudum Ardahan’da.

Hani öykülerde anlatılır ya; sokak lambası altında kitap okumak diye... Bir Şubat tatilinin sonrasında, coğrafya dersinin ilk sınavının yapılacağı günün, bir önceki akşamında, sokak lambası altında coğrafya çalıştım ve ertesi günü girdiğim o sınavdan pekiyi aldım.

Biliyor musunuz?

Bilemezsiniz.

Ardahan’ı siz bilemezsiniz Züleyha Hanım.

Zira siz, İstanbul’da okudunuz.

Ardahan’ı benden dinleyin: CHP’ye oy verelim diye, Şefiklerin marketinde küflenmiş nohut, bulgur, fasulye, makarna ve kurtlanmış unları çuval çuval köylere, paket paket evlere taşıdılar ve biz de CHP’li Sırrı Atalayları, Turgut Göleleri, Kemal Okyayları yıllarca senatör ve vekil seçip gönderdik Ankara’ya.

Ama Ardahan’da hiçbir şey değişmedi 80 Yıl boyunca.

Ardahan’dan gençler yine bir lokma ekmek için taşındı büyük şehirlere.

Ardahan’ın, 80 yıl boyunca devlet için tek faydalı tarafı, garantili bir sürgün yeri olmuş, olmasıdır..!

Ardahan hep göç verdi, hep fukara kaldı.

Ardahan’ı Kars’a, Göle’ye, Artvin’e ve diğer ilçelere bağlayan yolları toz, toprak, çamur ve çukur kaldı, taa ki, Erdoğan 2003’de Başbakan oluncaya kadar.

Okul, hastane ve Rusların işgal döneminde yaptığı kamu binalarının tamamı, hükümet konağı ve adliye binası çürüyüp neredeyse yıkılır oldu, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı dönemine kadar, bir Allah’ın kulu gelip, taşı taş üstüne koymadı Ardahan’da.

Şimdi siz kalkmış samimi ve iyi niyetli bir Ardahanlı kadar Ardahan ve Ardahan gençliği için gecesini gündüzüne katarak çalışan bir rektöre dil uzatanların kayığına biniyorsunuz.

Fakat, zannederim sizin de başka bir karın ağrınız var, o da, şu olabilir mi?

İki hafta kadar önce, Kandil sakinlerinden Murat Karayılan “..Bizim için Kars, Ardahan, Ağrı ve Van’ın kaybedilmesi çok acı olmuştur..” demişti.

Bu konuşmadan sonra Ağrı’nın başarılı ve Kürt gençlerinin Kandile asker olmalarını önleyip, okumaya yönelten ve bu sebeple çok sevilen Belediye Başkanı, Sayın Savcı Sayan, tâ İsviçreden bir PKK’lı tarafından öldürülmekle tehdit edildi, ardından, çalışmaları Ardahan’ın esnafı ve gençleri tarafından takdir gören ve çok sevilen rektör Mehmet Biber’e iftiralar atılıyor ve konu bir HDP milletvekili tarafından yani, sizin tarafınızdan TBMM’ye taşınıyor.

Anlaşılıyor ki aslında, rektör konusunun alevlenmesine sebep olan ve çok daha derinlerde yatan başka kuyruk acılarından da söz etmezsek konumuz tam anlaşılmayacaktır.

Malum, bizim Ardahan’ın en büyük ve önemli ilçesi Göle’dir.

Göle, 1970-80’lerde DEV-YOL, DEV-SOL ve diğer sol örgütlerin karargâhı durumundaydı ve tabir bana değil, kendilerine aittir: “Kurtarılmış Bölgelerden” biriydi.

1990’larda bu sol örgütlerin yerini PKK aldı.

Neredeyse bütün doğuda, PKK adına Göleli gençlerin hükmü geçerdi.

Aynı yıllarda nüfusunun çoğu Kürt kardeşlerimizden oluşan bu ilçemizden bir genç, Kars İmam Hatip Lisesini bitirdi.

Ardından bu genç Erzurum İlahiyat Fakültesini de bitirdi ve iyi derecede Arapça, Farsça ve İngilizce öğrendi, akademik kariyer yapıp Profesör oldu.

Daha sonra siyasete atılıp AK PARTİ’den Ardahan milletvekili oldu ve bu genç siyasetçi Orhan Atalay Bey hala vekilimizdir.

İnsanüstü çaba, emek ve gayretleri ile, başta Göle olmak üzere civardaki Kürt gençlerin okumaya yönelimini sağlayıp, Ardahan rektörü Mehmet Biber Beyle ahenkli ve örnek bir birliktelik kurarak, Ardahan üniversitesinde de PKK’nın etkisini tamamen kırdılar ve gençlerimizi dağlara, Kandile değil, ailelerine, memleketimize, spora ve eğitime kazandırdılar.

İşte rektör Mehmet Biber Beyi usulsüzlükle suçlayıp, konuyu TBMM’ye taşıyanların böyle derin bir kuyruk acısı vardır diye, düşünmeden edemiyorum.

Yani, Ardahan’da bazı kesimlerin Orhan Atalay’ı “Göleli vekil” diye yaftalayıp, küçümseyenlerin gerekçesi neyse, mevcut rektörü de geldiği günden beri aynı gerekçeyle “Erzurumlu rektör” diye horluyorlar.

Peki, nedir bu gerekçe derseniz hemen söyleyeyim; bu insanların geldiği İslami gelenek.

Yukarıda bahsettiğim kampanyayı yürütenler, bu geleneğe nefret duyuyorlar.

Rektör Mehmet Biber’i ulusal medyada üniversitesini tanıtırken bizzat şahitlik ettim. O konuşmalarda bir Ardahanlıdan daha çok hem Ardahan’a hem de üniversitesine sahip çıkıyordu ve tanıtıyordu.

Benim aklıma başka bir şey gelmiyor.

Yoksa işini bu kadar sahiplenip çalışan bir insana neden bu kadar haksızlık edilsin ki?

Şükürler olsun ki, Ardahan’daki aklıselim insanlar bunlara zerre kadar itibar etmiyor ve rektörü çok iyi tanıyorlar.

Yine şükürler olsun ki, bu azgın ve birbirine benzemez topluluğun Ardahan’da artık bir karşılıkları yok.

Sadece sesleri yüksek çıkıyor o kadar.

Rektör Mehmet Biber yeniden atanır veya atanmaz, karar YÖK’ün ve Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleridir.

Bu malum fitneciler şunu çok iyi bilsin ki, bu rektör onlar istediler diye atanmamıştı.

Yeniden atanıp atanmaması da onlar istediler ya da istemediler diye olmayacak.

Bunlara son tavsiyem şu olsun: Erdoğan’a “seni başkan yaptırmayacağız” diye nara atanlardan umut beklemeyin. Bahsettiğim gelenekten bir rektör istemiyorsanız, önce Erdoğan’ı değiştirin.

Beni sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim Sayın Oktay.

Saygılarımla.

Haber 7

Facebook Yorum

Yorum Yazın