Durmuş Çelen

Durmuş Çelen

Mail: turkmedyahaber@gmail.com

VAKİT GELDİ! KARABAĞ’DAN TURAN’A…

Güncel konuya değinmeden önce Türkler açısından tarihte bu bölge ile ilgili bir kırılma noktasını belirtmek isterim.

Eğer Sokullu Mehmet Paşa’nın Don-Volga nehirleri projesi hayata geçirilebilmiş olsa idi; o proje bölgede bir tampon görevi üstlenecekti. Rusya’nın güneye nüfuz etmesi, İran’ın da Kafkasya bölgesine nüfuz etmesi önlenecekti. Maalesef III. Mehmet döneminde de Sokullu, bu projeyi hayata geçiremedi. Hatta divan sırasında payitahtta suikasta kurban gitti. Don-Volga projesi hayata geçmiş olsaydı, bölgede Türk hakimiyeti perçinlenmiş olacaktı.

Karabağ, Güney Kafkasya sorunudur

Soğuk Savaş sonrası iki kutuplu uluslararası sistemin sona ermesi sonucu “Yeni Mücadele Alanları” türemiştir. Yeni Mücadele alanlarını, iki kutuplu çerçevede irdelemektense bölge ülkeleri ve stratejik ülkeler açısından ayrı ayrı ve kümülatif stratejik dengeler açısından incelemek gerekir.

Bu çerçevede ele aldığımızda Güney Kafkasya ve Karabağ sorunu; Batı dünyası, ABD, Rusya, Türkiye, İran, Çin ve İsrail ve diğer devletler için onların stratejik hedefleri doğrultusunda büyük önem taşır.

Batı ve ABD perspektifinden bakacak olursak; tehdit olarak görülen Rusya ve İran’ı çevrelemek, bölgedeki doğal kaynakların üretiminde söz sahibi olup, global piyasalara çıkarılmasını güvenli bir şekilde sağlamak, Orta Asya bölgesinin Rusya’yı güneyden, İran’ı doğudan, Çin’i kuzeybatıdan çevrelemesi nedeniyle güvenlik ve diğer global politikalarında üs olması açısından önem arz etmektedir.

Rusya perspektifinden bakıldığı zaman; Hint Okyanusu’na inmek için kısa bir yola kavuşmak, ayrıca bölgeyi kontrolünde tutarak global güç iddialarını kuvvetlendirmek, İran ve Türkiye’yi ve bu iki ülke üzerinden Rusya sınırlarına yaklaşmaya çalışan diğer devletleri sınırlarından uzakta tutmaya çalışmak, Kuzey Kafkasya’daki etnik yapıların ayrılma girişimlerini sınırlamak, uluslararası piyasalara alternatif doğal kaynak sunulmasını engellemek ve bu şekilde bu kaynakların alıcısı konumundaki devletlerin kendisine olan bağımlılığını korumak ayrıca Hazar ve Karadeniz bölgeleri bakımından stratejik konuma sahip olması nedeniyle önemlidir. Rusya için Kafkasya’yı kaybetmek gelecekte bu iki bölgeyi kaybetme riskini de doğurur.

İran açısından bakıldığında da bölgedeki Türk hakimiyetini kırmak, büyük güçlerin kendine yönelik projelerini engellemek, bölgedeki doğal kaynakların yabancı şirketler tarafından işletilmesini ve bu kaynakların global piyasalara çıkarılmasını engellemek açısından önem arz eder. Ayrıca; İran’ın nükleer programından kaynaklanan sorun şiddetlendikçe ve İran, Batılı güçlerin askeri ve siyasal açıdan hedefi olma konumu güçlendikçe komşu bölgeler, özellikle de Güney Kafkasya İran açısından “milli güvenlik riski” taşıyan bölgeler niteliğine sahip olmuştur.

Çin perspektifinden bakılırsa; küresel güç olma yolunda yeni bir pazara ve genel itibari ile ekonomik çıkar alanına sahip olmak, bölgeden kendine yönelebilecek tehditleri sınırlandırmak, mümkün olduğu kadar Çin’in rakiplerinin bu bölgedeki etkinliklerini azaltmak açısından bu bölge önemlidir.

İsrail perspektifinden bakıldığında; Azerbaycan Yahudileri Azerbaycan Türkleri ile yüzlerce yıl birlikte yaşamışlar ve iç içeler. İsrail ile 1980’lerde çok iyi ilişkilerde olan Türkiye Tel Aviv’in Bakü ile yakınlaşmasına da yardım etmiştir. Kısacası İsrail, İran’a karşı Azerbaycan’ı desteklemektedir. İran genelde Azerbaycan’ı Yahudilerle iş birliği yapmakla suçlarken, Azerbaycan da İran’ı Hristiyan Ermenilere destek vererek binlerce Müslüman’ın ölümüne yol açmakla suçlamaktadır. Ayrıca Azerbaycan, İsrail ile kurulan ilişkinin herhangi bir devleti hedef almadığını savunmasına karşın İran’ın Erivan’a verdiği desteğin sonucunu ise açık bir Müslüman katliamı olarak yorumlamaktadır. Bu sebeplerden Azerbaycan yönetimi, İran-Ermenistan ittifakına karşı İsrail’den destek almaya başlamıştır.

Türkiye perspektifinden baktığımızda da Ermenistan bağlamında bölge ülkelerinden ve Rusya, İran ve Çin bağlamında bölge ülkeleri üzerinden kendine yönelik muhtemel tehlike ve tehditleri sınırlandırmak, iyi komşuluk ilişkileri ve mümkün olduğu ölçüde stratejik ortaklıklar geliştirmek, Orta Asya’ya ulaşmak için güven duyulan bir yola sahip olmak dolayısıyla da Turan’a ulaşmak konusunda bu bölgenin stratejik önemi büyüktür.

Trans Kafkasya açısından; Batının ve dünya insanlığının dengesel açıdan huzuru için gelecekteki demografik tehlikeye karşı bölgesel gücünden dolayı Turan birliği şarttır. Dil birliği, din birliği, kültür birliği, kader birliğini ekonomik ve güvenlik birliği ile birleştirerek Turan birliğine gidilmelidir.

Yukarıda bahsedilen stratejik nedenler kapsamında ayrı ayrı veya kümülatif dış politika açısından düşünülürse Turan Birliği, zamanı gelmiş bir birliktir.

Ne AB, ne NATO, ne de Varşova Güney Kafkasya sorunun çözümü değildir. Sorunun çözümü hiç olmamıştır. Bizce en akıllıca çözüm; bölgenin coğrafi yapısı, demografik yapısı, kültürel yapısı açısından tarihsel deneyim gereği Turan Birliği bu bölgenin mihenk taşıdır, denge unsurudur. Adeta patronaj gücüdür.

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın