İbrahim Kahveci

İbrahim Kahveci

Mail: ibrahimkahveci@karar.com.tr

Zam furyası kapıda

2003 yılında 100 baz kabul edilerek yeni bir hesaplamaya geçen enflasyon verilerinde fark açılıyor.  

Tüketici Fiyat Endeksi Mart 2021’de 523,53’e ulaşırken, Üretici Fiyat Endeksi 614,93’e çıktı. Dikkat ederseniz bu fark birikimli açığı gösteriyor. Üretici fiyatları raf fiyatlarından birikimli olarak yüzde 17,46 daha yukarıda seyrediyor.  

Bazı ekonomistler yıllık değişim farklarına bakıyorlar. Oradaki farka göre 2018 ortasında fark daha yüksek çıkıyor. Ama birikimli farka göre TÜFE-ÜFE farkı şu anda en yüksek seviyede.  

2018 öncesi ÜFE epey bir süre TÜFE’nin gerisindeydi. O nedenle hemen ilk maliyet farkı anlık durumda yüksek çıkmış olsa da birikimli fark düşüktü. Mesela 2018 Eylül ayında TÜFE-ÜFE birikimli farkı %12,52’ye kadar çıkmış ve ardından düşüşe geçmişti.  

Burada bir noktayı daha belirtelim: Mayıs 2018’den beri ÜFE artık TÜFE’nin hep üzerinde seyretti. Yani maliyet baskısı hiç eksiye düşmedi.  

Şimdi durum nedir?  

Kasım 2020’de yeniden çift haneye çıkarak %11,35’e çıkan maliyet farkı Mart 2021’de %17,46’ya yükselerek 2003’ten beri en yüksek farka ulaşmıştır. 

Ya da şu şekilde izah edelim: Eğer ÜFE gibi TÜFE’de aynı fiyat endeksine ulaşmış olsaydı, şu anda Mart enflasyonu %16,2 yerine %36,5 olacaktı.  

Ortada çok ciddi bir maliyet baskısı olduğu açık.  

Bunu çekirdek enflasyon verilerinde de görüyoruz. Ülkemiz çok ciddi bir maliyet baskısı altında.  

Ve bu maliyet baskısı raf fiyatlarına yansımak için adeta fırsat kolluyor.  

Bunu bir başka şekilde de izah edebiliriz: Şirketlerin üretim maliyeti artıyor ve buna karşılık satış fiyatları daha geriden geliyor. Bu farkın sürmesi halinde şirketler cephesinde çok ciddi sorunların yaşanması da muhtemel.  

Mesela TÜİK-ÜFE verilerinde enerji başta olmak üzere ana metaller ve buna bağlı ürün fiyatlarında muazzam artışlar yaşanıyor. Mesela kâğıt ve ürünleri hammaddesi en yüksek artan gruplardan.  

Bu maliyetleri şirketler sineye mi çekecek, yoksa satış fiyatlarına mı yansıtacak?  

Bir başka sorunumuz da şudur: Bu maliyet baskısı faiz-para politikası ile önlenebilir mi? Veya ne kadar bir hareket alanımız var?  

***

Buradan bakınca durum epey ciddi görülüyor.  

Maliyet baskısı altındaki şirketler nasıl kurtarılacak? Talep mi canlandırılarak satışa fiyatlarına maliyetlerin yansıtılması sağlanacak, ya da bir başka yol mu bulunacak?  

Sorun sandığımızın ötesinde ciddi.  

Ülkemiz büyük bir maliyet baskısı altında ne yapacağını şaşırmış durumda. Bu acı tabloya eksi rezervde yakalanmış olmak ve hareket alanı çok sınırlanmış durumda kalmak en acı durum olsa gerek.  

Bakalım bu çıkmaz sokaktan nasıl çıkacağız?

karar.com

Facebook Yorum

Yorum Yazın