Türk Telekom’un 25 yıllık imtiyazı, ihalesiz ve piyasa çok altında bir bedelle uzatıldı. “Para devlete gidiyor” savunması tam olarak minareyi çalanın kılıfı hazırlaması!
Esas mesele ihale düzenlense devlete gelir olarak kaydedilecek 7-12 milyar dolardan bile isteye vazgeçilmesi…
Peki niye? Şirket özel sektörün yönetimine geçse yıllardır süregelen yandaş besleme hatları kesilir, reklam ve sponsorluk muslukları eskisi gibi akmazdı.
***
Nitekim bu olaydan yaklaşık bir ay önce, Yiğit Bulut’un vefatıyla Türk Telekom yönetim kurulunda bir koltuk boşaldı.
Malum, bu ülkede boş koltuklar beklemeyi sevmez. “Maaş devlete mi kalsın, bir an önce birine yatsın” refleksi hemen devreye girer. Sahi bu önemli koltuğun kimdir yeni sahibi?
***
Teknolojinin üstadı… Algoritmaların feriştahı… Dijital dünyanın efendisi… 5G’nin filozofu… Şarj aletinin kordonu…
Eğer beklentiniz buysa, belli ki bünyeniz hâlâ “Yeni Türkiye” dinamiklerine alışamadı.
Bağımsız üyeliğe atanan Prof. Dr. İskender Pala… Sadece liyakatsizliğin değil, bir zihniyetin en net fotoğrafı bu atama…
***
Kimdir İskender Pala? Kendisi, Divan Edebiyatı alanında profesör unvanına sahip bir akademisyen… Özellikle Osmanlı dönemini konu alan romanlarıyla tanınan bir yazar.
Peki, bir edebiyat profesörünün Türk Telekom gibi bir teknoloji deviyle ne ilgisi olabilir? Elbette hiçbir ilgisi yok! İyi de o yönetim kurulu masası bir edebiyat kulübü değil…
Spektrum planlaması, fiber altyapı yatırımları, siber güvenlik riskleri, toptan-perakende fiyatlama stratejileri ve BTK regülasyonları gibi kritik konuların tartışıldığı bir karar makamı…
***
İşin daha da düşündürücü yanı, bu atamanın Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın önerisiyle gerçekleşmiş olması. Yani Mehmet Şimşek’in tavsiyesi… Öyle olmalı yani!
O koltuk aynı zamanda Hazine’nin B Grubu pay ve C Grubu “altın hisse” ile veto yetkisinin sahibi…
Yani? Şimşek’in etki alanının, bazı stratejik koltukların dağıtımında ağırlığının olmadığının net göstergesi…
***
Atamayı trajikomik kılan ise Prof. Dr. Pala’nın edebi çalışmalarının temelinde ilahi adalet, kul hakkı ve Allah aşkı gibi kavramların yer alması…
Hele Yunus Emre’nin sade ve mütevazı yaşamını örnek gösterdiği “OD” gibi eserlerinde, maddi hırslara karşı manevi zenginliği salık vermesi… Bu ne çelişki? Neden bu görevi kabul etti?
Eğer amacı “Risale-i Kapsama Alanı”, “Mesnevî-i 5G Altyapısı” veya “Divan-ı Müşteri Hizmetleri” gibi eserler kaleme almak değilse… Gereğini yapar mı sizce
***
Bir edebiyatçının teknoloji devine atanması ile milyarlarca dolarlık kamu varlığının ihalesiz ve olması gereken fiyatın 6’da 1’ine devredilmesi arasındaki o görünmez bağ çok bariz değil mi? Türk Telekom’u bir teknoloji şirketi veya kamuya kâr etmesi gereken bir varlık olarak değil devasa bir kaynak havuzu olarak kullanmak asıl dertleri…
https://www.nefes.com.tr/yazarlar/murat-muratoglu/beyit-beyit-turk-telekom-havuzu-58660